Lüzumsuzlukların adamı :)
Siz de Bilin
Bildiğim bazı önemli-önemsiz şeyleri siz de bilin istersem buraya yazarım sanıyorum.
Yanılgıların Sahibine
13 Eki
Dini aktarılarla kafamızda canlanan durumlara karşı yönelttiğimiz sorular, yine kesinleşmiş şeylerin dini etiketler altında düzenlenmesiyle bertaraf edilmeye çalışılıyor. Çünkü kutsal kitapların indiği zamandaki sıradan insan ile şu andaki sıradan insan arasında, özellikle bilgi bakımından, uçurumlar var. Haliyle sonsuza dek geçerli, kesin, doğru bilgiler gönderildiği iddia edilen kitaptan yahut inançtan şüphe edilmeye başlanıyor.
Şu an efsane dediğimiz, bakıp güldüğümüz, dalga geçtiğimiz olaylar geçmişin sarsılmaz inançlarıydı. Yunanların tanrıları mesela, şimdi herkes Eros’u ve Zeus’u hatırlıyor ancak bunlara itibar eden kimse yok, sadece geçmişten bir efsane. Oysa, şu an müslümanlık, hıristiyanlık ve bunların tanrısı neyse ve toplumun genelinde ne kadar ciddiye alınıyorsa o zamanlarda da onlar bu ciddiyete sahipti. Bu bir nevi; hali hazırdakilerin de yıkılacağına bir işaret olabilir. Ama umuyorum ki yıkılışlarının ardından, yerine günün şartlarına göre düzenlenmiş aynı nitelikte güçler getirilmektense, bu zırvaların yokluğu evrensel bir doğru haline gelir. Yani insanlar “insan” olabilir. Hayvani güdüleri bastırmak için olağan dışı güçleri olan bir cezalandırıcı değil de, sadece “insanlık” kaynaklı bir otokontrol gelir. Sanıyorum gerçek anlamdaki “özgürlük” ancak o zaman tadılabilir ve bu her şeyi değiştirir. Her şeyi.
Kapitalizm zırvalarından, namus görüşüne, paranın değerinden, aile bağlarına, var olan her şey değişir. Sanırım bu bizim görebileceğimiz kadar yakın bir sürede gerçekleşmez ama şimdiden temele bir taş koymak, bunun bilincinde ölmek bence daha iyi hissettirir. Amacımız; herkesin kendi fikirleriyle kendi doğrularına ulaşıp, ortak doğrulardan birliktelik kurulması olursa, dünya gerçekten yaşanılması harika bir yer haline gelebilir. Tabi biyolojik süresi buna yeterse (küresel iklim, ozon deliği, iklim değişimi, tükenen su kaynakları, azalan canlı türü v.s.)
Her şeyi tek bir temele bağlamak deli saçması gelebilir ama sebep-sonuç ilişkisinin ne kadar basit kavramlarla çalışıp ne kadar büyük şeylere etki ettiğini fark ettiğinde bunu anlayabilirsin. Oluşumundan bu yana dünya, bilinmeyenlerin korkularıyla idare edilmiş insanları ağırlıyor. Bahsettiğim “gerçek özgürlük” insanların bundan kurtulup, korktuğu tek şey kendi hayvani güdüleri olduğunda (ki asıl sebep zaten hep bu, bir insanın hayvani güdülerle oluşturduğu seks isteği tecavüze dönüşmeden kendi otokontrolüyle bunu engellemesinin pek mümkün olmadığı zamanlarda bunu doğrudan yapan yasaklayıcı kurallarla beraber din gelmiştir), ve sadece kendinden korkan bu insanlar aklını kullanıp korktukları tek şeyi yani kendilerini zararsız bir hale getirdiğinde, duygularımız, güdülerimiz ve isteklerimizi mantık süzgecine yerleştirip hareket ettiğimizde özgürlük var diyebiliriz. Çünkü bugünün ilişki temellerini oluşturan “ortak düşmanlık” o zaman yerini gerçekten ortak yönlere bırakabilir. Bugün yapılan, az bilgiye dayalı genellemeler o zaman doğru düşünceyle daha yerinde kararlar sağlayabilir. Misal; bir insanı kendi görebildiğin kadar görüp, fazlasını inkar edip, işine gelmeyen yönleri görmezden gelip, bu kararını desteklemek için de sadece kabullendiğin ve ona cephe almak için sabitlediğin kısımları kullanarak bunu yaydığında, senin gibi düşünen kişiler edinip karşındakini “ortak düşman” haline getirirsen, sesini yükseltmen ve söylediğini kabullendirmen daha kolay hale gelecektir. Haliyle sen ve çevrendeki herkes, karşıdakine ördüğü duvarlarla ona karşı her algısını kapatır ve kendi içinizde “mutlu” etiketini sahiplenirsiniz. Ve gurur, gerçek ne olursa olsun bir kere kabullendiğin durumun aslını kanıtlayabilecek nitelikteki hiçbir şeyi algılara dahil etmene müsade etmez. Bu yabancı gelmemiş olması lazım. Dinin yaptığı da aynen bu diyebiliriz.
Değişime kendinden başlaman gerek, zira değiştirmen gereken tek şey zaten kendinsin. Diğerleri için yapabileceğin tek şey onları düşünmeye itmek ve seninle aynı çizgiye değil kendi çizgilerine sokmak olacaktır. Büyük ihtimalle aynı yere varılacaktır, zira sadece insanda bulunan akıl ile, “aklın yolu birdir”. Söylediklerimi denemeye bugün başlamamak için hiçbir sebebin yok. Kendi at gözlüğünden önce etraftakilerin kullandığı at gözlüklerinden kurtulursan en kolayı seninki olacaktır zaten. : )
“Eğer gerçekten tanrı varsa, umarım iyi bir mazereti vardır.”
Woody Allen
Sansürüme Dokunma
2 Mar
Ne yavan bir yazı, bilindiği üzere bu tip şeyler yazmıyorum uzun zamandır. Nedendir bilinmez (!) hak ve özgürlüklerimiz dahilinde bulunan “kişisel görüşlerimizi” bile açıklayamaz olduk. Bu sebepten sıkmak zorunda kaldım yazı akışını, içimden gelenleri doğrudan döktüğüm yazılar sonrası aldığım tepkileri unutmuş değilim. Yine de anlayana elbet yazıyorum satır aralarında.
Yazmaya da devam edeceğim. Peki blogspot kullanan blogcu arkadaşlarım? Evet evet hani şu en son sansürlenen siteden bahsediyorum. Düşünmeyi, geliştirmeyi sevmeyen insanların, bilgi aktarımının kutsal kitap kaynaklı tek yönde olmasını savunan bir iktidarın bulunduğu, altın değerindeki topraklarında altından değerli insanların yaşadığı bir ülkenin yasaklanan son sitesinden bahsediyorum. Kimisinin içini döktüğü, kimisinin bildiklerini paylaştığı, hatta kimisinin sadece blogum var demek için açtığı hesapların bulunduğu milyonlarca kullanıcı ve okuyucuya hizmet eden o sistem.
Dönüp bakıyoruz, kitleleri uyandıracak ne varsa bir bir kapatılıyor. Hepsi uyandırma değil belki, ama hepsi insanların ihtiyaç duyduğu şeyler. İlk önce youtube, Atamıza(!) hakaret var diyerek kapattılar, sanki çok seviyorlarmış gibi. Fizy kapalı, Turkcell satın alıp tekrar açmaya uğraşıyor bildiğim kadarıyla. Vimeo, p*ç edilen su kaynaklarını göz önüne seren video gereği yine yasaklandı. En başından beri tüm porno siteleri yasaklanıyor.
PORNOMA DOKUNMA!

Çok mu taşkın göründü? Yanlış anlaşılmasın lütfen. Çok kısa değineceğim. Şimdi bir
laf var;
“Mutluluğu evde bulamayan insan, sokakta arar.” diye. Çocuklar internet kafelerde itle kopukla kaynaşmasın diye evlere bilgisayar alınıyor, doğru mu? Böylece aman çocuk aradığını evinde bulsun, dışarıda başına bela almasın, kimsenin başına bela olmasın deniyor. Şimdi bu çocuğun evinde, bilgisayarıyla mutlu olduğu birçok sitesi var. Facebook, twitter, kral oyun, miniclip ve dahası. Fırsat bulduğunda da malumunuz porno siteleri. Sen gidiyorsun kesiyorsun bunu, kalkıp genel evlere gidiyor, kapısında mühür. Adamın içinde mi patlasın? Bu toplumu siz abazalaştırıyorsunuz. Sonra kalkıp facebookta “filiz sevişelimmi” yazan adam efsane oluyor. İnsanın 14 15 yaşında doğal ihtiyacı haline gelen cinsel tatmin duygusu bacak arasına yasaklanıyor, dile yerleşiyor. Sonra küfürlü filmler oluyor, yasaklıyorsun. Milleti azdırıp sokağa salıyorsun, (onlara da hak vermiyorum ama) bu baskıya dayanamayıp kendi yolunu bulamayan hayvanlar tuttuğuna tecavüz edince de “Dekolte giyeni şaaparlar.” diyorsun.
Bakın bırakmasam bu nerelere uzayacak, kolaylıkla “hadi lan oradan” diyebilirsiniz. Ama böyle. Sıktıkça sıkıyorlar, sıktıkça sıkıyorlar. Ve onlar sıktıkca biz biraz daha içeri çekiyoruz karnımızı. Yapmayalım! Lütfen yapmayalım!
Biz sustukça, sunulan değersiz ve alakasız açıklamalara boyun eğip yasakları kabullendikçe onlar sansürüme dokunma deme gereği bile duymayacak. Gözümüzü kulağımızı tıkamak için ellerinden geleni yapan bu canlılara, ağzımızı da kapatma şansını vermeyelim. Karşıt her topuluğa elimizden geldiğince destek olalım.
Okuduğunuz için teşekkürler.
Üniversite Tercihi Yapmak İçin
16 Tem
Arkadaşlar dün (15.07.2010) LYS sonuçları açıklandı biliyorsunuz. Ben de kendi puanlarımı burada açıklamıştım, hatta kafa karışıklığı olduğu için sonuçlarla ilgili bir açıklamayı da buraya yazmıştım.
Şimdi, herkes puanını aldı, sıra tercihleri yapmaya ve yerleşmeye geldi. Malum yeni bir sistem uygulanıyor bu sene, sanıyorum sınav sonuçalrını alanların çok önemli bir kısmı net şeyler bilmiyor, ne yapacaklarını, puanlarıyla nereye girebileceklerini bilmiyorlar. Yazılarıma birkaç yorum gelmiş Y-YGS-4′den şu kadar puan yapmışım 2 senelik bir yer tutar mı, Y-MF-2 şu kadar almışım hangi üniversitenin hangi bölümüne gidebilirim gibi. Arkadaşlar inanın benim de net bir bilgim yok. Onun için araştırmalar yapıyorum, sağlam bir şekilde öğrenip size aktarmayı düşünüyorum. Herkes bilerek işlem yapsın ki kimse pişman olmasın. Tabii ki bu konuyu bunları söyleyip bekleyin demek için açmadım. Herkes puan tablosu, ya da puanını verince nerelere girebileceğini gösteren bir site, sistem öyle bir şey arıyor ki bir ön fikir edinebilsin. Öyle siteler gerçekten var arkadaşlar bunlardan bir kaçını önereceğim size :
Tercih Robotu
http://tercihrobotu.com.tr adresinde bulunan siteye üye olup giriş yaptıktan sonra anasayfada tercih robotu linkini göreceksiniz. Buradan girince sizden sınav sonuçlarınızı girmenizi isteyecek, her sonucu ve sıralamayı v.s. uygun yere girdikten sonra sonraki adımları takip edeceksiniz. (Sonuçlara nereden bakacağım diyenler için : http://lys2010.osym.gov.tr) Sonraki adımlarda size hangi bölgelerdeki üniversitelerin size uygun olduğunu, bu bölgelerde bulunan hangi üniversitelerin size uygun olduğunu ve son olarak tercih yapmak istediğiniz bölümleri seçmenizi istiyor. Bundan sonra puanınızın yeterli olduğu ön görülenlerden, seçiminize uygun olan bölümler, üniversiteler sıralanıyor, bu listeden uygun gördüklerinizi satırın en başındaki tercih sepetine ekle butonunu kullanarak favorilerinize eklemiş oluyorsunuz. Yani bu şekilde puanınıza dair bir ön fikir edinebilirsiniz.
Link : http://tercihrobotu.com.tr
Hangi Üniversite
http://hangiuniversite.com adresinde bulunan sistem de yukarıdakiyle aynı mantıkta. Üniversiteler hakkında bilgi alabilir, bölümleri inceleyebilirsiniz. Yine puanlarınızı girerek hangi bölümlerin size uygun olduğuna bakabilirsiniz. Sitenin normal üyelik haricinde bir de Premium Üyelik seçeneği var, 10 Lira karşılığı edineceğiniz hizmet ile puanlarınız doğrultusunda, tercih yapacağınız bölüme girme şansınızın ne kadar olduğu gibi detaylı veriler görebilirsiniz. Bu sistemde de üyeliğim var ancak tam olarak incelemediğim için fazla detay yazamıyorum, inceleyince yazıyı güncellemeye çalışırım.
Link : http://hangiuniversite.com
Şu anda bilgim dahilindekiler ne yazık ki bu kadar. Ben de tercih yapıp yerleşeceğim için araştırmaya devam ediyorum, bildiklerimi paylaşmaya devam edeceğim. Bugün Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul kampüsüne gittik, oradaki Burslu öğrencilerle görüştük. Okul, tecrübelerine ve yaptıkları işlere bakarak öğrencileri çalışma karşılığı burslu olarak okula alıyor. Burslu öğrenciler kendilerine okul içinde ayırılan bölümde, okulun onlardan istediği işleri yapıyor. Böylece tecrübe edinmiş oluyorlar ve burslu olarak okuyorlar. Haftaya salı günü sabah 10dan akşam 7′ye kadar yine Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul kampüsünde olacağım. Tercih seminerlerine katılacağım. Öğrendiklerimi tabii ki yine yazacağım.
Herkese mutlu olacağı bir bölüme yerleşmesi için bol şans =)
YGS-1, YGS-2, YGS-3, YGS-4, YGS-5, YGS-6, MF-1, MF-2, MF-3, MF-4, TM-1, TM-2, TM-3, TS-1, TS-2, DİL-1, DİL-2, DİL-3, Y-YGS-1, Y-YGS-2, Y-YGS-3, Y-YGS-4, Y-YGS-5, Y-YGS-6, Y-MF-1, Y-MF-2, Y-MF-3, Y-MF-4, Y-TM-1, Y-TM-2, Y-TM-3, Y-TS-1, Y-TS-2, Y-DİL-1, Y-DİL-2, Y-DİL-3, YGS-1 ile hangi bölüm, YGS-2 ile hangi bölüm, YGS-3 ile hangi bölüm, YGS-4 ile hangi bölüm, YGS-5 ile hangi bölüm, YGS-6 ile hangi bölüm, MF-1 ile hangi bölüm, MF-2 ile hangi bölüm, MF-3 ile hangi bölüm, MF-4 ile hangi bölüm, TM-1 ile hangi bölüm, TM-2 ile hangi bölüm, TM-3 ile hangi bölüm, TS-1 ile hangi bölüm, TS-2 ile hangi bölüm, DİL-1 ile hangi bölüm, DİL-2 ile hangi bölüm, DİL-3 ile hangi bölüm, Y-YGS-1 ile hangi bölüm, Y-YGS-2 ile hangi bölüm, Y-YGS-3 ile hangi bölüm, Y-YGS-4 ile hangi bölüm, Y-YGS-5 ile hangi bölüm, Y-YGS-6 ile hangi bölüm, Y-MF-1 ile hangi bölüm, Y-MF-2 ile hangi bölüm, Y-MF-3 ile hangi bölüm, Y-MF-4 ile hangi bölüm, Y-TM-1 ile hangi bölüm, Y-TM-2 ile hangi bölüm, Y-TM-3 ile hangi bölüm, Y-TS-1 ile hangi bölüm, Y-TS-2 ile hangi bölüm, Y-DİL-1 ile hangi bölüm, Y-DİL-2 ile hangi bölüm, Y-DİL-3 ile hangi bölüm, YGS-1 ile hangi üniversiteler, YGS-2 ile hangi üniversiteler, YGS-3 ile hangi üniversiteler, YGS-4 ile hangi üniversiteler, YGS-5 ile hangi üniversiteler, YGS-6 ile hangi üniversiteler, MF-1 ile hangi üniversiteler, MF-2 ile hangi üniversiteler, MF-3 ile hangi üniversiteler, MF-4 ile hangi üniversiteler, TM-1 ile hangi üniversiteler, TM-2 ile hangi üniversiteler, TM-3 ile hangi üniversiteler, TS-1 ile hangi üniversiteler, TS-2 ile hangi üniversiteler, DİL-1 ile hangi üniversiteler, DİL-2 ile hangi üniversiteler, DİL-3 ile hangi üniversiteler, Y-YGS-1 ile hangi üniversiteler, Y-YGS-2 ile hangi üniversiteler, Y-YGS-3 ile hangi üniversiteler, Y-YGS-4 ile hangi üniversiteler, Y-YGS-5 ile hangi üniversiteler, Y-YGS-6 ile hangi üniversiteler, Y-MF-1 ile hangi üniversiteler, Y-MF-2 ile hangi üniversiteler, Y-MF-3 ile hangi üniversiteler, Y-MF-4 ile hangi üniversiteler, Y-TM-1 ile hangi üniversiteler, Y-TM-2 ile hangi üniversiteler, Y-TM-3 ile hangi üniversiteler, Y-TS-1 ile hangi üniversiteler, Y-TS-2 ile hangi üniversiteler, Y-DİL-1 ile hangi üniversiteler, Y-DİL-2 ile hangi üniversiteler, Y-DİL-3 ile hangi üniversiteler, hangi bölüm, hangi üniversite, 250 puanla hangi üniversite, 400 puanla hangi bölüm, hangi şehirdeki okul, öss yerleştirme, öss puanları, lys puanları, taban puanlar, yerleştirme tablosu, yerleştirme simulatörü, iki senelik üniversite, dört senelik üniversite, iki senelik okul, dört senelik okul, 2 senelik üniversite, 2 senelik bölüm, 4 senelik üniversite, 4 senelik bölüm, özel üniversite, devlet üniversiteleri
Deli miyim?
5 Nis
Söyle söyle çekinme. Alışkınım ben hepsine. Gerek yok dinlemene de. Konuş konuş, kim dinliyor ki, kimene.
Özlemişim yazmayı ya. Ne kadar yoğunsam sanki, ama zaman ayırmam gereken şeyler var tabi, gerisi de benim üşengeçliğim çaktırmayın. Uzun süredir yazamıyorum falan, bana ulaşabildiğiniz her yerden bir şeyler karala diyorsunuz, beceremiyorum zaman olmuyor falan diye geçiştiriyorum. Hadi üşengeçliği de geçtim, yazı yazmak için oturuyorum, gelmiyor aklıma hiçbir şey resmen.
Bir de fark ettim ki, artık canım sıkkınken daha fazla bir yazma isteği doğuyor içimde. Çoğunuzun duası gibi bir şey. Deli miyim neyim? Bir türlü olamadım ya sizin genellemeleriniz içinde, bir türlü de garipseyemedim bunu. Ah ki ne ah.
Ee, bakalım, ne yaptın da yazmıyorsun diyenlere yazıyorum şimdi, kısaca açıklayayım bari. Pek kısa olmayacak sanki;
Aklıma ilk gelen Boğaziçi Üniversitesi gezisi oldu resmen, ben daha önce bizim sınıf ile gitmiştim, ama bloglamamışımdır büyük ihtimalle. Twitlerden falan görebilirsiniz. Geçtiğimiz günlerde de okulda avareydim öyle, baktım kapı kısmına doğru bir hareketlenme falan var, ee içinde tanıdık yüzler de var. Hemen koştum gittim, sordum soruşturdum, Boğaziçi Üniversitesine gittiklerini öğrendim aralarına sızdım. Bindik servise gittik, kaçak bir şekilde içeri girdik. Malum koskoca üniversite n’apacak sanki liselilerle, ziyaretçi kabul etmiyor tabi. Biz de biz sizin öğrenciniz ya hesabı elimizi kolumuzu sallaya sallaya dalıyoruz içeri dolaşıyoruz her yeri. O zaman üzerine bomba sarmış biri falan da gayet girebilir mi derseniz, evet girebilir. Allahu ekber der çeker pimi. Ohh miss.
Neyse, daha önceden de gittiğim için pek yenilik yoktu, hatta bu bilgilerimi diğer arkadaşlara artistlik hareketler olarak sundum. Yok efendim burası şöyle, şurada şöyle yapıyorlar. Bu kantinin tostu iyi, sıcak çikolatayı diğer taraftan alırız, en iyi manzara aha da şuradan gözüküyor gibi. Ama geçen seferkinden farklı olarak bu sefer Bebek çıkışından çıktık. Çetin bir yokuştan aşağıya doğru inerken Beren Saat (bu isim nereden tanıdık geliyor lan diyenler için gelsin: Bihter) böyle yeşil Range Rover’ı ile hoop süzülmüş yanımızdan. Birileri koştu peşinden ışıklarda yakaladı bak baktı falan böyle, ilginç bir manzara tabi. Neyse döndük Rumeli Hisarı’na doğru, aha ileride de gayet Aşk-ı Memnu çekim araçları, böyle koca koca kameralar falan var. Açmışlar bir masa yok soğuk sandviç, ılık kahve, sıcak çay takılıyorlar öyle. Merhaba dedim, afiyet olsun dedim. Yüzsüz herifler, 20 tanesinden 5i kafayı kaldırdı bir şeyler dedi. Diğerleri de yemek yerken ki hayvanlıklarını gizlemek için falan olsa gerek ki bir şey diyemediler. Malum boru değil; Uğur Arıcı!
Neyse efendim, Rumeli Hisarından -afedersiniz kıçımıza baka baka- geri döndük.Haftada sadece bir gün ziyaretçi kabul edilmiyor, o da çarşamba, o da bizim gittiğimiz gün. Bu sefer aynı şekilde geri döndük, Bebek Camii’nin önünde buluşulacağı oradan servislere binileceği söylenere, belirli bir saatte orada olmamız istendi. Yürüdük mürüdük,, yolda ilginç olaylar yaşadık falan. Eğlendik baya ve sonunda vardı bahse konu mekanda. Millet oturdu yemek yiyor falan, ben de çakalımya, açtım hemen netbookumu, baktım kablosuz ağ var mı diye. Varmış. Çat diye bağlandım. Açtık fespuktan Ata Demirer’in Fasulya klibini izliyoruz falan derken. Özgür geldi “Oğlum Ata’yı bulduk lan!” dedi. Hee dedim gel izle. Yok oğlum aha karşıda oturuyo herif falan diyince başta şöyle bir sallandım falan ama sonra dank etti; “Bebekteyiz lan!” Hemen topladım aleti edavatı, gittim yanlarına. Harbiden o, Ata Bey oturmuş yolun karşı köşesindeki bir lokantaya, bir kaç kişinin muhabbetinin de eşliğinde yemek yiyor. “Gidelim”, “gitmeyelim” falanlar havada uçuştu falan, dedim ben gidiyorum gelen gelsin. Hoop geçtim karşıya tam varacağım yanına döndü yanındaki bayana bir şeyler anlatmaya başladı falan. Ben de bozuntuya vermeden devam ettim dümdüz, arkadaşalr da peşimde tabi. Sonra aynı şekilde geri döndüm, baktım yemeğe dönmüş, hemen yönümü sapmadan gittim yanına. “Merhaba abi, seni görmek ne kadar güzel, demin Fasulyayı izliyorduk arkadaşlarla, çok iyi olmuş, filme de gittim o da çok iyi abi” falan gibi baya bir şey sıraladım. Ben konuşurken o bir şeyler çiğniyordu falan, o arada ben de elimi uzattım elimi sıktı, yutabilince “Saol canım”dedi ve ben de konuşmanın orada bittiğini varsayarak gittim servisime bindim, okuluma döndüm. Sevindirici oldu tabi, severim Sayın Ata Demirer’i =)
Okulda kısa süreli bir ziyaretten sonra evime dönmek üzere çift katlı otobüse bindim, üst katta en arkaya oturdum. Ne yazık ki kendi durağımı geçerken uyumaya devam etmişim öylece. N’apsam, n’apsam derken geldiğimiz durağa bir baktım; Sarp abiye gayet yakınım. İndim ona gittim, evdeydi. Baya da özlemiştim, yemek yaptık, yedik, bol bol sohbet ettik. Tabi onsuz gittiğim için ortağım Ahmet Faruk Kara (power) bir hayli tepki gösterdi bana, kendisinin de yalnız gideceğini ve intikamını alacağını falan da ekledi.
Ondan sonraki, ya da ondan da sonraki gün ise İstanbul Üniversitesindeydim. AlpEren abim orada okuyorlar malum, beni kapıdan aldı, gayet hoş bir sunumla okulu tanıttı bana. Zira Boğaziçinde “Zaten öğrenciyiz biz” ayağına takıldığımız için her şeyi tabelada yazanlar dahilinde yorumluyorduk. Orada baya derin şeyler falan öğrendim. İşin ilginç kısmı; arkadaş o okuldan çıkıyorsun, tramvay raylarının okul tarafında kalan değil diğer tarafında kalan bölümde bir büfe var ki ne büfe. Büfe demeye şahit falan istemez, hiç kimse oranın büfe olduğuna dair şahitlik etmez çünkü. Envai çeşit yiyecek falan var, kavurmalı tost yedim aşık oldum. Sosisli m idersiniz, köfte mi, içli köfte mi, patlıcan, kabak, havuç, soğan falan kızartma mı dersiniz. Böyle mezesidir ezmesidir, ne ararsan var. Sosisli siparişi veriyorsunuz, adam ne koyayım içine diyor çatır çatır dizdiriyorsunuz, amerikan salatasından biber salçası tarzı bir şeye, dediğim kızartlamardan bildiğiniz patates kızartmasına her şey var. Malum günümüzün büfelerde olmazsa olmazı tavuk dönerleri falan da var. O tarafa giderseniz turistlere gacırdatma niyetindeki lokantalardan ziyade o büfeyi tercih etmelisiniz.
Başka da hatırımda kalmış bir şey yok pek. Cumartesi günü her cumartesim gibi geçti. Sabahtan dükkana, oradan dersaneye, oradan da eve. Ne odun bir yaşantım var resmen. Aa bu arada, cuma günü yanılmıyorsam Vurgu‘nun yeni albümünün (Fırlama Darbuka) kapağının teslim mailini attım. Yani dosyalrı paketledim, mailde eke koyum yolladım. Yaptığım buydu. He bir de tracklisti yazdım falan o kadar. Albüm gerçekten iyi olmuş bence. Malum Türk Malı jenerik müziğini de X-ir Gökdeniz ile birlikte yaptılar. İndirin dinleyin yani, insanlar emek verip böyle güzel şeyleri ücretsiz olarak sunuyorlar size, bunları değerlendirin.
Cumartesiye dönecek olursak, tek ilginç yanı gece geç saatlerde Furkan Özkan’a kişisel sitesi (mahsusa.org) için yardım etmem oldu. Gayet zevkliydi, kod avcılığına bayılıyorum. Kodları elimize verip, içindeki bir kaç şifrelemeyle falan bir çok şeyi engelleyebileceğini düşünen tema tasarımcılarına da şaşırıyorum. Bırakın istediğimiz gibi düzenleyelim arkadaşım, illa senin isteyip hazırladığın şekilde mi olmalı. Neyse tabii ki kurtulamadı, bir şeyler yapmaya çalıştım işte. Furkan arkadaşımız da sitenin ayak kısmına (tamam footer işte) Düzenleme : Uğur Arıcı diye bir ibare düşmüş. Sevinemdim desem yalan olur resmen. Buradan teşekkürlerimi iletiyorum ona.
Bu arada her türlü moral sağlayacak mailinizi falan kabul ettiğimi bilesiniz. Şu sıralar kafama takılan, canımı sıkan çok şey oluyor. Çözüme gitmeye uğraşsam da sorunlar çıkıyor bazen.
Buraya kadar okuyup da “Bu ne lan, bir şey anlatmamış ki, odun gibi yazmış.” diyenler için özürler gelsin efendim.
Hiçbir şeyin hevesinizi köreltmemesi dileğiyle =)
Bana Sorma
26 Mar
Niye? Neden? Nasıl?
Beklenti kokan kelimeler, öyle bir dökülür ki ağzımızdan. Bir çırpıda, tüm harfleri birbirine katarak. Aynı anda kalp atışlarımız hızlanır, merak ederiz, saniyler belki de saliseler içinde kendimizce cevaplar üretiriz. Yüzlerce, binlerce saçma ve alakasız cevap yankılanır kafamızda. En korkuncu, en alakasızı olsa da en korkuncu saplanır kalbimize, cevap olarak o şeyin geleceğinden o kadar çok korkarsınız ki. O heyecanı yaşamak mükemmeldir. İnsan bedeninin bilinmezliğe verdiği tepki her zaman ilginçtir. Ki bunu izlemek de en az o kadar ilginçtir.
İzlemek için de ilginç kelimesini kullandım. Çünkü bu bazen bize zevk verirken bazen de delirtici derecede sinirlendirir. Ki bu gibi durumlarda bu izleyicilerden bir kısmı zevk alırken bir kısmı sinirlenir falan. İşin aslı şu; eğer bilinmezliğin kaynağı bizsek sonuca gitmek için en karışık yolu seçer, lafı uzatır, uzatır ve uzatırız. Ağzımızdan çıkan her kelimeyi sabırsızlıkla bekleyen ve hızlıca sindiren kurbanımız ise bir yandan hemen sonuca ulaşmamızı ister, bir yandan bu bilinmezliğin içinden fırlayacak olumsuz yargının korkusuyla zamanın öylece donmasını ve her ne kadar itici de görünse o heyecanı yaşamaya devam etmek ister. Gelebilecek kötü sonuç için ne kadar hazırlanılmış da olsa o konuşmayı dinlerken heveslenir, heyecanı doruğa ulaşır ve gelebilecek en küçük olumlu yanıta kilitlenerek bir yandan da kaçmaya hazırlanır. O andan sonra verilen her cevap aynı etkiyi yaratır, olumlu ya da olumsuz. Bir şekilde cevabı vermişsinizdir ve artık her şey bellidir o durum için. Bundan sonra yapılacak şey ya olumsuzluk için üzülmek ya da olumlu cevap için sevinmek olacaktır.
Kuşkusuz; ikisi de o cevabı beklerken ki hissettiğimiz heyecanı vermeyecektir. Kazandığımızı öğrendikten sonra altın madalyanın gelmesini, o cevabın verilmesini beklediğimiz kadar büyük bir iştahla beklemeyiz mesela.
Onun için; bilmek en büyük hazinedir.
Daha önemli olan ise doğru bilmek ve bu bilgiyi doğru yerde kullanabilmektir. Ve doğru bilgiyi bulmak için çaba sarf etmek tabi. Hiç kimse bir diğerine doğru bilgiyi aktaramaz. Her cevap özgün yargılar içerir ve kişiden kişiye farklılık gösterir. Eski Molar misafirliğe gelen arkadaşlarına geceyi rahat geçirebilmesi için eşini vermeyi gayet doğru ve dolayısıyla gerekli görürken, bu bizde imkansız, imkanlı olursa da cinayet sebebi halindedir. Kimsenin size gelip doğruyu açıklamasını, kendinize o söylenenlerden bir pay çıkarmayı beklemeyin. Okuyun, dinleyin, görün. Farklı düşünceleri, farklı yargıları ve kurulan her cümledeki kişisel yargıları fark edin. Bunu fark ettiğinizde kendi görüşlerinizi oluşturmak, bunları oturtmak ve buna göre şekillenmek isteyeceksiniz. Artık duyulan değil düşünülen şeyler üzerinde duracak, onlara göre hareket edeceksiniz.
Kimsenin ortaya attığı fikri, kendisinin tam anlamıyla açıklamasını beklemeyin. Kişi isterse bunu yapabilir, ama siz inkar etmekte ısrarcıysanız hiçbir açıklama uygun görünmez size. Ortaya atılanı alın, kendi bünyenizde sorguladıktan sonra kendinizi olayın dışında tutarak çözümleyin biraz. Kimin kim için nasıl göründüğünü, kimin neyi nasıl idrak ettiğini kendiniz fark edin ve doğru bilgiye ihtiyacınız olduğunda sakın herhangi birine sormayın.
Kendi doğrun sende saklı!
N’oluyoruz?
20 Mar
Bana bir haller geldi sanki ya.
Ygs için son düzlüğe girdik malum, yeterince yoğun değilmişim gibi kendime sürekli yapacak bir şeyler buluyorum. Bu arada insanların benim yaptıklarıma ilişkin yorumları, yardımlarım için teşekkürleri, kafalarında kurdukları saçmalıkları eksik olmuyor tabi.
Mesela “FreeHand MX ile Vektörel Tasarım” diye yaklaşık 400 sayfalık bir döküman geçti elime, oturdum freehand öğrenmeye çalışıyorum. Bunu sosyal ağlarımda duyurdum (twitter, facebook, myspace, friendfeed), “FreeHand MX ile Vektörel Tasarım. Teşekkürler Bilge Adam.” şeklinde. Ve farkettim ki Bilge Adam resmi twitterı üzerinden bana bir teşekkür sunulmuş. Tabii ki çok sevindim. İsteyenler http://twitter.com/bilgeadam adresinden kontrol edebilir.
Onun haricinde (ister inanın ister inanmayın) ygs için çalışıyorum baya baya. Yani benim için iyi bir gelişme oldu birden. Test çözüyorum falan, konuları tekrar ediyorum. Ama ne derecedir bilemedim.
Ya açıkcası, kafam o kadar karışık ki bu aralar. Her şey içiçe resmen. Çözümleyemiyorum olayları, sizin tabirinizle süzgeçten geçiremiyorum falan. Uzun süredir yazı yazmayışım da ondandır heralde. Yoksa aklıma milyonlarca konu geliyor gün içinde. Şöyle yazarım, bunu da eklerim falan diye. Mesela geçenlerde saman tivide iki alyans diye bir program gördüm, bu saçmalığı açıklamak istedim, ama güncelliği kaçınca benim de hevesim kaçtı tabi. Böyle içiçe giriyorlar, ne yapacağımı unutuyorum, aklımdaki şeyi çat diye yapamıyorum. Ay bana bir şeyler oluyor. Aklımın köşesinde hep bir şey var sanki. Gülümser gibi.
Kendimle kovalamaca oynuyorum dedim mi hiç size? Hani bir ara mail yağmuruna tuttunuz beni, zaten msn kullanmaktan sıkılmış olarak maile geçeyim dedim, onda da yıldırdınız. Gerçi şu aralar duruldu, teşekkürler. Ama şu kendimle kovalamaca dediğimde hep o gelir aklıma, nedenini sorma ben de bilmiyorum. Bu aralar kendi duyduğum, hissettiğim şeylerin bile nedenini bilmiyorum. Öyle boş bir his ki. Tavsiye etmem, kontrol yok gibi. Bir şey yapmak isteyip, başarabilmek için kovalayıp hep elinden kaçırmak gibi. Bazen de oralarda olduğunu sanarak koşuşturmak ama hiçbir yerde bulamamak gibi. Ne kadar zor kelimelere dökmek. Ben bile bu hale geldim bu durum karşısında düşünün işte.
Bu arada, şu Nitro’nun yeni portalını da bir türlü yayınlayamadık, boşta oldukça açıyorum bir şeyler yapıyorum, çok çok az bir şeyler falan kaldı ama işte, aklımı toparlayamıyorum. Bir karışıklığı çözdüm, bu da tamam derken çat diye iki tane çıkıyor karşıma. Mesela Samet Gönüllü’nün ricasıyla sokratst.com iletişim bölümünden bir mail atarak bana ulaşmalarını, site işini konuşacağımızı söyledim. İgili şahıs eklemiş beni, pencereyi açmamla satırlarca yazıyı görmeme sebep olan klavye tuşlamaları yapmış. Kendi kendine paranoyakça dövümüş gibi. Adama henüz sadece “merhaba” demiştim ki, adam konuyu direk “sen kimsin ki?” ye getirdi. Malumunuz açıklama gereği duymadığım şeylerdendir bu, her ne kadar bağıra çağıra reklam yapmasam da insanlar biliyor ekibimizin kimlelerle çalıştığını, referanslarımızı nelerin oluşturduğunu. Her şeyden önce Sidar Yıldırım gibi bir abim var. Her neyse, saygıdeğer (!) yetkili, kendi kendini yedi, resmi sitenin kendine ait olduğunu savundu, bol bol küfür etti ve beni engelledi sildi falan. Tabii ki öyle bir şey yok, Samet Gönüllü (sokrat st)’nün resmi sitesi de bize ait olacak. Bunun görüşmelerini çok önce yaptık biz. Domaini de duyururuz yakında, sokratst.com onlarda kalsın. Zaten panayıra çevirmişler siteyi, sağdan soldan ayıcıklar, tavşanlar çıkıyor, “üye olmazsan içerik görüntüleyemezsin kardeşş” hesabı. Sevmedim, nefret ettim. Alın hazır sisteminizi, kullanın o zaman dedim.
Ay ne çok konuştum, her şey birbirine geçmiş durumda kafamın içinde. onun için bu yazıyı okuyun geçin öylece. Ders çıkarın kendinize, hedeflere giden yollar bazen engebeli olabiliyor, bazen imkansız. Yine de gülümsemek güzel, gülümseyebilenleri görebilmek güzel. Ya da sadece sizin gözlerinizde ışıldayan gülümsemeler, en azından öyle sandıklarınız. Bir harfin dokunuşunun yarattığı.
Hiçbir şey için geç değil =)
Acaba Uğur n’apıyor ki?
10 Şub
Vaay, merak ediyorsun demek.
Benim de aklıma gelmedi değil tabi, onun için biraz kafa yordum. Az gittim uz gitti dere tepe düz gittim
(Ahmet Faruk Kara bilir, Avcılar>Mecidiyeköy>Avcılar>Edirnekapı>İncirli>Küçükçekmece>Avcılar).
Malumunuz, genç kitle üzerinde büyük oyunlar oynuyor artık cep telefonu operatörleri. Hem Vodafone hem de Turkcell gençliğe cazip avantajlar sunuyor. Bunların içinde bu tarife dahilindekilerin cep telefonu üzerinden Facebook’a bağlanmasının ücretsiz olamsı da var. Ay tabii ki çok sevindirici bir haber. Ya ben bunu yaklaşık iki ay önce duymuştum, demek ki arada unuttum size bildirmeyi. neyse bugüne kısmetmiş heralde diyelim geçelim. (Şimdi uygulamaya soktuğum sistem sayesinde dertsiz tasasız aklıma gelir gibi ileteceğimden sıkıntı olmayacak, dükkanda duyduğum her şeyi saniyede ileteceğim kısmetse.)
Madem facebook bedava, ben de gençTarifeliyim, kullanayım bu avantajı. (Bu arada gençTarife denilen şey eski KampusCell. Karıştıranlar var (!) karıştırmasınlar!) Hemen girdim baktım denedim, harbiden de kontör falan düşmüyor. Ohh dedim, miss gibi. Telefon zaten elimizden düşmüyordu, şimdi derslerde bile facebookta dolanırız herhalde gibisinden düşünceler geçti kafamdan. Bilirsiniz, durum güncellemesi yapmayı da çok severim. Face üzerinden durum güncellemeye başladım sürekli. Ne görsem, ne düşünsem, yazıyorum patates gibi.
Sonra dedim ki, ya ben bunu yapıyorum iyi güzel de, blogumda da duyurmam lazım. Onun için sağdaki sütunlardan en sağdakinin en üstüne küçük bir dinamik resim ekledim. Facebook durum güncelleştirmelerim oradan da görülünebilecek artık =) Böylece bloguma girenler de takip edecek güncel olarak beni. Oley!
Şimdi facebook üzerinden girdiğim güncelleştirmeleri direk twitter’a aktarmayı hayata geçirmek istiyorum, bir yandan da istemiyorum. Ay bilemedim, yine de bir bakınılmalı.
Hadi bakalım, güncel bir hayat diliyorum hepinize =)
