Lüzumsuzlukların adamı :)
Hayatımdan
Geri geldim!
17 Şub
Heey!
Özlemişim yazmayı resmen. neden bu kadar uzun süre yazamadım bilmiyorum. Bazı blog yazarları için bu süre gayet normal, hatta daha fazla da beklenebilir diye düşünenler de var. Ama ben hep farklı düşünürüm zaten.
Yazamadığım o uzun zaman diliminde neler yaptım neler. Gerçi artık cepten facebook eleş olduğu için minik bloglamalar yapıyorum. Merak eden yine takip ediyor. Hem blogladıklarım, tüm sosyal ağlardaki hesaplarıma durum güncellemesi olarak düşüyorya artık. Bu yazıyı okumak için oradan bir bağlantıya tıklamışsınızdır belkide. Aa, bir de facebook notlarım bölümüne blogumdan rss aracılığıyla aktarım yapıyorum. Böylece artık bloglarım otomatik olarak facebookda birer not haline geliyor. Ay neler neler yapmışım.
Mesela aylardır, belki senelerdir fotoğraf çektirmiyordum. Hatta yüklediğim fotoğraflar falan hep 2008 bilemedin 2009 tarihliydi. Ama artık bir çok fotoğrafım var değişik değişik. Profesyonel stüdyoda çekilen de var tabi, yıllık için gittik çektirdik. Sevmedim desem yalan olur. Ayrıca o arada çok sevdiğim ekipmanlarım da yuvaya döndü. Gelir gelmez ortaklarımdan Ahmet Faruk Kara (power) için seferber oldular, sonra da bana hizmet ettiler. Bilen bilir hobi olsun eğleneyim diye kayıt alırım. Eh işte fena olmadı bence. (Yazıyon yazıyon da, nerden dinleyeceğiz bunu ya diyenlere myspace diyorum) Parçayı sevdiğim insanlardan Chivas ile beraber yaptık. Açıkçası çok sağlam işler yapıyor. Ekipmanını güçlendirmesi gerekli şu an sadece. Onun dışında her şeyini beğeniyorum.
Parçanın adresini verdik, fotoğrafları da flickr ve facebook’a ekledim zaten. Mesela sağ sütunda görebilirsiniz flickr aracılığıyla. Ya da yukarıdaki sosyal ağ bağlantılarıma tıklayabilirsiniz. hani şu logoları arkaya gizli olanlar varya, üzerine gelince yukarı doğru çıkıyor falan. Onlara falan tıklayabilirsiniz.
Uzun süre yazmayınca bu heyecanla geldim bir rüzgar estirdim sanki. Arada 14 şubat falan güme gitti, o gün için ne yazılar vardı aklımda. Neyse şansınıza küsün. kaderinize küfredin. (Kadere küfretmenin aynı zamanda allaha küfretmek olduğunu da unutmayın ama. Malum kaderinizi o yazıyor yahut yazdırıyor ya sizin.)
-
bu yazıyı başka bir yerden okuyorsanız aslında http://pumaxepidemic.com/geri-geldim.html üzerinden çekildiğini unutmayınız.
-
Özlettiğim için üzgünüm, kalın sağlıcakla
YGS Ücretimi Yatırdım, Formu Doldurup Başvuruyu Bugün Yapıyorum!
26 Oca
Merhabalar,
Aşırı derecede acelem var. Ygs için başvurularımızı bugün yapmamız gerekiyormuş okuldan. Bense ücreti dahi yatırmamıştım. Formum kalbim kadar temizdi (ne kadar klişileşti bu terim ya). Neyse, dersaneden çıktım tenefüste, eve geldim koşa koşa. Girdim garanti internet bankacılığıma, yatırdım parayı. Ohh, miss. 35 lirayı çatırt diye düştüler hesaptan. Bakmıyorlar gözünün yaşına. Dekontumu da yazdırdım, her ihtimale karşı mail adresime de gönderdim ki orada yazdırabileyim. Ne olur ne olmaz.
Herkes bana şans dilesin.(Tmaam tamam dini bütün olanlar dua edebilirler.)
Görüşmek üzere =)
Nefes’deki “Yaralı Terörist Kadın” Tiyatro Öğretmenimmiş!
22 Oca
Evet, gördüm ve şok oldum diyebilirim. Sonra kendime kızdım, sinirlendim biraz nasıl farkedememişim ki diye. O film vizyondeyken üç kere gitmiştim aslında.
Neyse konuya biraz açıklı kgetirmeliyim sanıyorum;
Genelde olduğu gibi yine bir bağlantıya tıkladım ve ordan oraya sürüklendim. Sonunda flash tabanlı oluşturulmuş bir diş sağlığı sitesine kadar geldim. Gülümseyen insan fotoğraflarını görünce ilk okuldaki (7. sınıf) tiyatro öğretmenim geldi aklıma. Kendisi Colgate reklamının müdavimlerindendi. Evet, Banu Çiçek çok sevdiğim bir insandır, güleryüzlülüğü, sevecenliği, tiyatroya olan bağlılığı ve bildiklerini yeni yeteneklere aktarma şevkiyle aklıma kazınmış nacizane bir insandır. Neyse, direk sitesini bulmadım tabi. İşte asıl ilgnç olaylar serisi burada başlıyor. Dediğim diş sağlığı sitesi (yanılmıyorsam can-dis.com) hoş bir site gibi göründü gözüme ve yapımcısına bakmak istedim. En altta ync logosuna tıkladım ve ilgili siteye gittim. referanslara bakmaya başladım girer girmez (bunu her tasarımcının sitesinde yapıyorum, eğer siz de bir tasarımcıysanız sizin sitelerinizi de incelemiş ve çaktırmıyor olabilirim) ilerledikçe şaşırtıcı ve başarılı çalışmalar gördüm. can-dis.com da n çok daha fazlası vardı referanslarda. En basit örneği (daha doğrusu aklımda şu an sadece o kalmış) Deniz Çakır Resmi Web sitesi, ya da şöyle diyelim; halkın tanıdığı ismiyle Ferhunde karakterini canlandıran oyuncunun resmi web sitesi (evet yılann olan). Tasarımcıyı gayet sevmeye başlamıştım, ve bir kaç dakika (belki de saniyedir) o şaşırtıcı şeyle karşılaştım. Resmen Banu Çiçek Resmi Web yazıyordu ve fare işaretçim bir an için öylece asılı kaldı. Web siteleri sağdan sola doğru düzenli bir akış içerisinde olduğundan gözden kaybetmeden tıkladım üzerine.
Evet gerçekten o, banu Çiçek, gayet benim tanıdığım, hatırladığım haliyle, tiyatro öğretmenim. bilmiyorum, belki o hâlâ onunla tanıştığım okula gidip geliyordur, orayla bağlantısı vardır ancak ben 7. sınıfın sonunda oraları terk etmiştim resmen (zaten 7. sınıfın başında gitmiştim ya, neyse) O zamndan beri herhangi bir iletişimim yoktu sevgili öğretmenimle, televizyondan onu izlemem dışında tabi.
Hemen mesaj bölümüne girip bir şeyler yazdım, mail adresimi verdim. Umarım geri dönüş yapar. Sonra sitede dolaşmaya başladım, resimler öylece bir bakış atıp geçtim, gözüm “Duyurular”a takıldı. Tıkladım ve öğretmenimin tiyatro eğitimi vermeye devam ettiğini gördüm, öğrencilerine sesleniyordu duyurular bölümünden. Aşağıya doğru “Nefes” filminin dvdsinin çıktığı duyurusu yer alıyordu, bu haber ilgilii alanın en sonundaydı, biraz aşağıya doğru çektim sayfayı ve ikinci bir şok geçirdim. “Nefe filminde terörüst kadını oynayan Banu Çiçek…” li bir şeyler yazıyordu. Hızlıca resimler bölümüne döndüm ve Sahne – Set bölümündeki resimlere baktım, dikkat edince hemen tanıdım (ya da bildiğimdendir belki). Hemen orada kendimi kınadım, o filmi vizyondayken üç kere izlememe rağmen öğretmenimi tanıyamamıştım.
Tamam, açıkçası filmde canlandırdığı karakteri sevmemiştim, nefret etmiştim, ki karakterle ilgili düşünceleri hâlâ aynı ama öğretmenim o benim. Sanırım yazıdan çıakrmak istediğim sonuç bu : “Nefeste terörist vardıya hani kadın, komutan yaralayıp alıyodu falan, işte o benim öğretmenimdi oğlum. Biz onun yönetimiyle Ah Şu Gençler, Vah Şu Büyükler gibi tiyatrolar sergilemiştik.”
Her şeyi kabullenince “Lan keşke koparmasaydım bağları, bak şimdi Nitro Web olarak biz yapardık belki de resmi sitesini yaa” gibi şeyler geçirdim aklımdan. Gezinti sırasında açtığım onlarca sekmeden işime yaramayanları eleyerek tek tek kapatırken tesadüfler zincirinin bir kaç dakikada neleri farketmemi sağladığını gördüm… Ve şaşırdım… =)
İyi geceler =)