Lüzumsuzlukların adamı :)
Hayatımdan
Düşünmeden
8 Eyl
Bunaldım. Ev çok havasız.
Daha temiz bir havaya ihtiyacım vardı. Evdekinden daha bir geniş alana yayıldığından olsa gerek kısmen daha temiz olacağını düşündüğüm, “dışarısı” diye tabir ettiğimiz yere adım atmak üzere giyindim. Gömlek? Ne gerek var. Uzun kollu bir şeyler olsa yeter. Giyindim, atkımı aldım, montumu üzerime giyip kapıya yöneldim. Ayna. Merhaba.
Hava benden kararsız. Yukarıya baktım. Bulutlar nizami şekilde ilerliyor. Kimi kasvetli, kimi neşesini yitirmemeye kararlı halde beyazlığını korumaya çalışıyor, kimi fikirlerini oluşturamayan insanlar gibi biçimsiz, kimi devamından korkulan aşkların terk edileni gibi sabit, kimi bambaşka. Kimi kandırıyorlar?
Caddeye yöneldim. Adımlarımın ağırlığı kafamınkiyle doğru orantıda. Haliyle yürümek zor. Düşünüyorum, neyi düşünmem gerektiğini. Bir adım daha. Duyarsız belediye işçilerinin doğru düzgün sabitlemediği bir parke taşına bastım. Dün geceki yağmurla altına dolan su paçama sıçradı. Kimin umrunda?
Cadde kalabalık. Soğuk. Ama kalabalık. Burada insanlar hep soğuk. Sıcaktan bayılan bir insana yardım edemeyecek kadar soğuk. Ellerim cebimde. Kafam aşağıya meğilli. Kimi görmekten korktuğumu bilmiyorum. Etrafa bakındım, sakıncalı kimse yok. Yürümeye devam ettim. Her adım daha ağır. Kafam gittikçe boşalıyor. Sağlam bir şeylerle doldurmayı bir kenara yazdım. Yerleşemeden o da uçup gitti.
Mendil satan küçük yine merdivenlerde, kollarını ve bacaklarını kucağına çekip duvar kenarına sinmiş. Bakışlarımı çevirdim. Hep böyle, artık bunun acındırma fasıllarından biri olduğunu düşünüyorum. Merdivenler bitti, dar geçitin sonunda diğer taraftaki kalabalık. Karşıdan biri girmesin diye umuyorum. Burası hayli dar.
İç cebimi yokladım. Boş. Diğeri, evet burada. Küçük bir not defteri. Hatta üzerinde “not defteri” yazıyor. Üreticiler “not defteri kullanan kişiler bunu salak oldukları gerekçesiyle yaptıklarından bunun da ne olduğunu anlamaz” gibi bir fikre sahip herhalde. Açtım. Yazım ne kadar çirkin. Okumak istemedim. Aynı şekilde geri koydum. Geçit bitti.
Burası biraz daha seyrek. İnsan trafiği açısından. Bu sebepten bu taraflarda dolaşmakta olduğunu düşündüğüm bir çift bana doğru yürüyor. Beraberlerinde bir sıcaklık olmalı. İyice yaklaştıklarında fark ettim, çok soğuklar. Bu havanın sebebi olduklarına dair bir tez sunulsa inkar etmem sanırım. Bunun yerine daha kolay olduğundan “havandandır” dedim.
Evden çıkalı yarım saat oldu, umduğum kadar açılmadım ama evin içinde sürekli aynı yerleri dolaşıp sürekli aynı yerlere basmaktan iyiydi. Çeşitli dükkanlar, çeşitli vitrinler, giyim mağazalarında ağırlıkta olan müzik sistemleri. İnsanlar. Soğuk. Kaldırım. Yol. Küçük bir kedi. Annesi yok. Düşman bir köpek. Sinirli. Ortalık gerildi. Uzaklaştım.
Şimdi dışarısı daha sıkıntılı hale gelmeye başladı. Ben sorunun ne olduğunu bilmiyorum. Bir sorun var. Nerede ve nasıl bilmiyorum. Dağıtmak için denediklerim işe yaramadı. Bir adım daha attım. Öncekinden pek farklı değil. Sıkıldım. Geri dönmek istiyorum. Geldiğim yolu tercih etmedim. Zaten hep aynı. Uzun olan. Daha zor olan. Sürekli havlayan başıboş köpekler.
Yürüdüm. Detaylar gereksiz. Bir adam ıslak kaldırımdan kalkmamakta ısrarcı. Fırında insanlar var. Bizde insan yok. Fırına girdim. Bir ekmek. Yemeyeceğim. Yine de bir iki insan gördüm. Yürüdüm. Ev yakınlaşıyor. Ya da ben.
Anahtar. Eski bir anahtarlık. Ezbere hareketlerle kapı deliğine girdi. Benzer biçimde açıldı. Aynı gıcırtı. 4. kat. 56 basamak. Bir kapı daha. Anahtar. Bu sefer ışık için.
Bunaldım. Ev çok havasız.
Benim Sevdiğim Gibi
3 May
Merhaba kadın;
Günaydın sana, ya da iyi geceler. Artık bunu ne zaman okuyorsan.
Ben yine geceleri yazıyorum, sabahları fırsatım olmadığından değil, artık içime ne zaman doğarsa sözcükler o zaman döküyorum buraya, etkileyemiyor kimse, nasılsa öyle çıkıyor; benim sevdiğim gibi.
Bazı geceler beraber gittiğimiz kulübe gidiyorum hala, bizden başka değişen pek bir şey yok, bilirsin sapa bir yerdir orası, geleni gideni bellidir, ama sen dikkatimi dağıtmadığından her şeyi fark eder oldum orada, kimin kaçta girip kaçta çıktığını, nasıl dans ettiğini, ne içtiğini biliyorum artık. Ben hala beraber içtiğimiz o kokteylden içiyorum, ama portakal suyu olmadan ve biraz daha sert; benim sevdiğim gibi.
Beraber yürüdüğümüz yolları yürüyorum yine, eski mahallemden bir hayli uzağa taşınsam da adımlarım hala o sokaklarda, kulaklığımı takıp biz beraberken çıkan albümlerden şarkılar dinliyorum, bir hayli eskimişler. Sen yanımda olmadığından kaldırımlara sığabiliyorum artık, kaldırımın dar kısmı bitsin de tekrar yanından yürüyebileyim diye acele de etmiyorum, lakin adımlarımı sana uydurmadığımdan yürüyüşüm pek de yavaş değil. Kulaklığın teki sende olmadığından, dışarıdan hiçbir şey duyamıyorum, ve çalan şarkıyı gözlerine bakıp mırıldanamadığımdan tek başıma haykırarak söylüyorum; benim sevdiğim gibi.
Kasti olarak denk getirmiyorum ama, ilk çıktığımızda gittiğimiz kafeye sık gider oldum bu aralar, denize bakan köşedeki masamız ne zaman gitsem boş, sanki ömür boyu bize rezerve edilmiş gibi, sanki ömür boyu benimle kalacakmışsın gibi… Senin pek haz etmediğin arkadaşlarımdan biri yanımda olursa tavla da oynuyorum, ama artık zar tutamıyorum, diğer elimle elini tutmuyorken beceremiyorum sanırım. Yerini kimse doldurmasın diye bir nargile söyleyip oraya koyuyorum, elimden bırakmıyorum. Ama artık hep elmalı söylüyorum nargileyi; benim sevdiğim gibi.
Artık gözlerime bakan kimse olmadığından, göz altlarımdaki karartıları dert etmiyorum. Çoğu gecemi çalışarak, kodlayarak geçiriyorum. Uyumazsam uyumayacağını söyleyen kimse olmadığından kendi rekorumu kırdım. Üst üste üç gece uymadım, bu dördüncüsü. İşteyken verimim düşüyor tabi ama toparlamak için çok sık kahve tüketir oldum. Senin tabirinle zehir gibi içiyorum kahveyi, sütsüz, şekersiz, tatsız tuzsuz bir şey yani; benim sevdiğim gibi.
Fırsat buldukça kitap okuyorum hala, eskisi kadar hızlı değilim korkarım. Bana getirdiğin bazı kitaplar ilk günkü gibi duruyor raflarda. Onları açmaya korkuyorum, sen kokarsın diye, içinden sen çıkarsın diye. Duygusal satırlar midemi bulandırır oldu, senin safsata dediğin felsefi kitapları okuyorum sürekli. İlk okuyuşta anlaşılmayan, okuduktan çok sonra onlarca anlamı keşfedilen, düşünülenin çok ötesine götürüp soyutlukları somutlaştıran kitaplar; benim sevdiğim gibi.
Yemek yapmaya devam ediyorum, pek boş vaktim kalmasa da, eskisine göre daha fazla zaman geçirir oldum mutfakta. Parmaklarımı kesmeden etleri kesebiliyorum mesela, ve belki de kendimi terbiye etmeyi asla becerememişken, uygun sosu hazırlayıp terbiye edebiliyorum onları. Az pişmiş etlerin daha lezzetli olabildiğini keşfettim. Değişik baharat karışımları denemeye devam ediyorum, hoşuma gidenleri not ediyorum. Romantik bir masa kurmak gibi bir endişem olmadığından görsel açıdan biraz gerilemiş olabilirim, bir de tek kişilik yemeklerim artık bir hayli tuzsuz; benim sevdiğim gibi.
Artık kimse oturup saatlerce dinlemiyor beni, bilirsin becermem anlatılacakları kısa kesmeyi. Her detaya değinirim, çünkü bence detaylar olmasa sonuçlar çok farklı olur. Belki de o yüzden takıntılıyım bu kadar. Sonuca giderken değinilmesi gereken detayları es geçmek ondan canımı sıkıyordur. Yine de, kimse dinlemese bile kendi kendime anlatıyorum her şeyi, her detayı, en küçük noktaları; benim sevdiğim gibi.
Kısacası kadın; pek değişmedim ben, nasıl bıraktıysan öyleyim. Bir daha asla yatıya misafir gelmeyecek bir evin misafir odası gibi. Bazen birileri gelip tozumu alıyor, bir de artık içimdekiler benim istediğim gibi konumlandırılmış durumda. Kitaplığın çevresinde iğrendirici bir televizyon bulunmuyor mesela, canımı daha fazla sıkmasın diye resimler de indi raflardan. Pek elektrik faturası ödemiyorum, zira içerisi pek aydınlık değil, jaluziler hep kapalı; benim sevdiğim gibi.
Umarım sen de değişmemişsindir; en sıkıntılı anlarda insanın içini ısıtıyordur sesin, içinden çıkılmayacak problemleri katlanabilir kılıyordur sözlerin, yüzün gülmese de gözlerin gülüyordur hala; benim sevdiğim gibi.
Kocaman Çocuk, Küçücük Adam
13 Nis
Her sene bir gün…
Sevilmeyi, özlenmeyi, hatırlanmayı normalde olduğundan çok daha fazla istediğimiz gün. Telefonlarımızın daha fazla mesai yaptığı, her gelen sese umutla baktığımız, her biri beklediğimiz şey için gerçekleşse de, hep beklediğimiz gelene kadar aşırı yüksek bir umut ve heyecanla bakınmamız gereken gün…
Bugün doğum günüm.
13.04.1992 – 13.04.2011
Zaman çok çabuk geçiyor. Kimi ne zaman kazandım, kimi ne zaman kaybettim hatırlamıyorum. Kim için kimdim, kim sandıklarım kimdi? Kaç gün geçirdim kendimle inatlaşmadan? Bilmiyorum. Sanıyorum 19 bitti, 20nci yaşımın ilk saatlerindeyim. Gerçekten şaşırtıcı…
İlk okul birinci sınıfta, okulun ilk gününde geç kalınca sınıfımın anahtar deliğinden bakıp öğretmenimi ilk görüşümü hatırlıyorum mesela. Sonra okul değiştirmemi. Çocukluk aşkımı hatırlıyorum, girdiğim ilk kavgayı, ilk bisikletimi, ilk bilgisayarımı, ilk öpücüğümü hatırlıyorum, ilk sevişmemi…
Ben küçücüktüm, ne zaman büyüdüm?
Fark edemedim mi olanı biteni? Hep kendimle barışık olmak, insanları mutlu edebilmek, mutluluklarından mutluluk elde etmek çevremdeki genel olumsuzlukları uzak tutabilmeme yetmiş miydi? Galiba öyle. Hala kendime bile itiraf edemediğim gerçekler olsa da, mutlu olabilmenin tek yolunun bireysel temelde yattığını, sorunlardan ziyade fiili mutluluğun dışa vuran etkileriyle olumsuz şeylerin örtbas edilip kimi yerde rol icabı da olsa mutlu olunması gerektiğini, gerektiğinden çok önce öğrendim sanırım. Hiçbir konuda, ailen dahil, kimseye güvenmemen gerektiğini, ailen olduğunu iddia edenlerin aslında ailen olmayabildiklerini de çok erken öğrendim. İçinde bulunduğum şartlar, içime kapanık olmaya itse de beni, kimisinin “hiperaktiflik” diye tanımladığı dışa vurumum sakinleşmemi engelledi genelde. Dışarıya durgun gözükmeyi öğrendim yine de, içimde fırtınalar kopardım. Erken gördüm, erken öğrendim. Benden çok daha erken başlamış olanlar varsa da, onlar benim çevremde değillerdi, görebildiğim herkesten farklı gelişti. Görebildiğim kişilerin görebildiğim kısmından… Neyin nasıl olduğunu anlamadan, küçücük kararların kocaman sonuçlara sebep olduğu hayatımda kendimi birden şimdiye kadar olduğumdan da fazla sorumluluk altında buldum, fark edemeden adam oldum. Ama ben büyümemiştim ki, küçücük adam oldum…
Nasıl olabilir ki? O kadar sene geçmiş, nasıl küçük kalabilirim? Bak kocaman olmuşum işte. Geç bir aynaya bak demezler mi insana?
İlk okulum başarılı bitti, çok fazla okul, çok fazla semt, çok fazla arkadaş değiştirdim. Lisede içe kapattığım olayları dışa vurdukça kabuk değiştirdim, sene sene ilerledim gibi, moralim ve genel yorgunluğumla beraber notlarım da dalgalanma yaşadı, yine de son dört dönemi başarı belgeleriyle kapattım. Üniversite sınavını dert etmeden girdim, beklediğimden iyi geldi, önemsemedim rastgele tercih hazırladım, yerleştim. Artistlik olsun diye gitmedim, üniversiteyi hiç istemedim. Ama şimdi pişmanım, orası yerine dört senelik bir açık öğretim programı yazıp askerliği erteleme ve “al sana diploma” olayını gerçekleştirebilmem için gereken belgeyi almış olurdum, bu sene onun için tekrar girdim. Zaten orta okulun ortalarından beri çalışıyorum, şöyle bir baktım da baya baya sektör de değiştirmişim. Üniversiteye gitmedim diye eğitimi bırakamdım tabi, bir bilişim teknolojileri akademisinde 27 aylık bir kariyer paketim var onu kullanıyorum. Aynı zamanda çalışıyorum. Geceleri çalışarak freelance olarak teslim ettiğim yazılım ve tasarım işlerini de sayarsak şu anda üç farklı işte çalışıyorum. Yine de emeğimin kaşılığını alamadığımı hissediyorum. Bakmam gereken bir ailem var. Maddiyattan öte, sevgi göstermem ve en az ihtiyaçları olan kadar ilgilenmem gerek bir annem ve küçük kız kardeşim. Şimdiden yetişkin diye tanımlanan yaş grubunun rutinine kavuşmuş, yine de her şeye rağmen nirvanama doğru kulaç atarken bakıyorum da; ben büyümüşüm aslında. Yine de eksik kalan bir şeyler var, geçmişten günüme getiremediğim, hep orada hapis kalmış, sadece çocukluğuma ait olan şeyler var. Benim çocuk kalmamı sağlayan… Beni kocaman bir çocuk yapan…
Kocaman çocuğun içindeki küçücük adamım ben, ya da küçücük adamın içindeki kocaman çocuk…
Başta, matematik öğretmeni olduğundan mıdır bilmiyorum ama, her şeyden pozitif sonuç çıkarabilen anneme, hakettiği ilgiyi asla gösteremesem de sevgisinden hiçbir şey yitirmeyen biricik kız kardeşime, öz olsa daha iyi olamayacak olan abim Alp Eren Dilmen ve kardeşim Erkan Kılıç olmak üzere; beni ben yapan, iyisiyle kötüsüyle beni her anlamda ben yapan herkese teşekkürler.

Doğum günü kutlamalarınız için ayrıca teşekkürler
Ben henüz o hep beklediklerim olanları alabilmiş değilim. Hep beklediklerim listesinin birinci sırası asla aramayacak biliyorum, ama sonrasındakiler için günün bitmesine 21 saat 34 dakika var
Kimse var mı?
1 Şub
Merhaba;
Artık hitap edebileceğim herhangi bir ziyaretçim kaldı mı bilmiyorum
Zira aylardır tek bir harf yazmadım buraya. Patates olmuş site gerçi giren çıkan belli değil
Her ne halse, yine de sağdan soldan link aldığıma göre şans eseri bir yerden ulaşmış ve bunu okuyor olabilirsiniz.
Neden yazmıyorum? Bilmiyorum. Bu taşınma olayından sonra ev nedir neye yarar gibi kavramlar bir hayli değişti benim için. Ev; geceyi geçirmek için kullanılan mekan haline geldi. Gece yarısı sularında apartmanın merdivenlerini ses çıkarmadan tırmanıp anahtarı aynı titizlikle çevirip girilen yer. Sabah çalan alarm ile apar topar kalkılıp, önceden anne tarafından hazırlanmış kıyafetlerden bir kombinasyonu üzerine geçirip terk edilen yer. Yani ortalama 7 yahut 8 saatten daha fazla kalmadığım yer.
Her ne halse, bilgisayar başında oluyorum tabii ki ancak her yerde başka bir görevim oluyor. İş güç derken uğraşılamıyor dükkanda, sonrasında Bilge Adam derslerinin bir kısmını uyuyarak bir kısmını neler yaptıklarını anlayarak bir kısmını da bu yaptıklarını uygulayarak geçiriyorum mesela. Çok sıkıcı bir hal aldı hayatım… diyordum ki, birden heyecanlı bir şeyler olur gibi oldu. Ne gibi şeyler oldu emin değilim. Yalnız değişmeyen bir şey varsa; o da söylediklerim ve söyleyeceklerimdir: Ben katlanılmaz bir adamım.
Açıklayayım : Başta gayet ilginç, sıra dışı, daha özgürlükçü bir yapı vs. gereği istem dışı bir sempatiklik sezdirebilirim (ki öyle zaten). Ama hayal ettiğiniz ve hoşunuza giden şey bilinmeyenler ve alışılmışın dışı aslında. (hayır burada kendimi övmüyorum, yeriyorum) Çünkü sen, benim ilginç tavırlarımı olağan dışı bulup kurcalıyorsun, hoşuna gidiyor. Sonrasında alışılmışın dışında olduğundan ve bir türlü herkesleşemediğimden sıkılıyorsun. Gereksiz ve gerzekçe havalara giriyorsun; ne hayır diyebiliyorsun ne evet ama fark etmiyorsun ki başta yakınlaşmana sebep olan şeyler şimdi sıra dışı olduğu için itici hale geliyor. Saçmalıyorsun. Saçmalıyorsun. Saçmalıyorsun. Korkuyorsun. Uzak kalmaya çalışıp beceremiyorsun, gitmemi istiyorsun ama hep yanında olmamı arzuluyorsun. Gidip, herkes gibi olup geri dönmemi bekliyorsun. İşin kötü yanı; ben bu filmi defalarca izledim. Ben hiçbir zaman istediğin gibi olmuyorum. Ve sonra kaçıyorsun, böylece benim istediğim oluyor, zira vaden doluyor.

Ki bunların en ilginç tarafı; bu filmleri hep cahil izleyici olarak takip ediyorum. Yani her seferinde, bu defa mutlu son olur belki diye bekliyorum. İzlerken yorum yapıyorum; “yapma, deme öyle“. Oyuncular duymuyor, orası ayrı. Sonra film aynı sonla bitiyor, ben de kalkıp kısa bir mola verdikten sonra aynı filmin bir sonraki seansına, başka birinin yanından bilet alıyorum. Heyecanı kaçmasın diye daha önce hiç izlememiş gibi yapıyorum, zira bu sefer film bandının karışıp daha düzgün bir senaryo getirmesini umuyorum zaten hep. Ama yok, ben film makinistine rüşvet verip değiştirtsem bile, sen “ya arkadaşım söyledi bu film böyle değilmiş taksanıza şu boktan olanını” diye çirkefleşip bok ediyorsun her şeyi. Sonra da sen o berbat filme on dakikalık film arası istediğinde filmi bitirmeme kızıyorsun.
Sonuç olarak; belki de ben artık kanıksadığımdan salonu rahatça terk ediyorum ama sen bu kötü sona ağlamadan edemiyorsun. Kendini toparlamaya çalışıp bir yandan da binadan çıkışı ararken, ben sonraki seansta yanımda oturanın daha iyi niteliklerde olmasını dileyerek bilet alanları izliyor ve doğru yeri kapmak için bekliyorum. Ve ne yazık ki allah belamı vermiyor =)
İyi geceler! =)
Ne var ne yok?
14 Kas
Merhabalar;
Yine çok olmuş yazmayalı, bir zamanlar ne kadar da hevesliydim her şeyi anında duyurmaktan. Gerçi hevesimi yitirmiş değilim ancak inanın zamanım olmuyor. İsteklerime ulaşabilmek için bazı şeylerden fedakarlık yapmam gerekeceğini ve bunları yapacağımı v.s. söylemiştim sanıyorum. İşin ilginç tarafı beklediğimden daha iyi bir halde ilerliyor.
Mesela artık bir Bilge Adam olarak yazıyorum sizlere =) Uzun süredir uzun vadeli planlarım dahilinde, ki bu o planların başlangıcı olarak geliyor sanıyorum, Bilge Adam Bilişim Teknolojileri Akademisine başlamak istediğimi belirtiyordum zaten. Birkaç hafta önce bir pazar günü gidip görüştüm, sanıyorum 24 Ekimdi. Sonraki pazar gidip Bilge Adam Kariyer Paketine kaydımı yaptırdım. 27 aylık bir süreç boyunca Bilge Adam dahilindeki istediğim eğitimi alabileceğim. Şu anki planımda sırasıyla İngilizce, Yazılım ve Veritabanı Uzmanlığı, Web ve Grafik Tasarımı var öncelikle. İşin aslı bayramdan sonraki ilk pazartesi, yani 22 Kasım’da ilk dersim olan İngilizce ile başlayacağım, ondan birkaç gün sonra 30 Kasım’da paralel olarak alacağım Yazılım ve Veritabanı Uzmanlığı kursuna başlayacağım, İngilizce kursum bitince de onun saatleri dahiline Web ve Grafiği alacağım. Bu plan dahilinde beni sevindiren bir şey de, Yazılım ve Veritabanı Uzmanlığı kursumun uygulama projesi olarak teslim etmeyi planladığım sistemin Osmantan Erkır ile giriştiğimiz bir proje olması. Kapılar açmasını umuyorum.
Onun haricinde çalışmaya devam ediyorum, yine sabah 7 sularında kalkıp dükkana gidiyorum, akşam 8 civarı oradan çıkıyorum. İşten sonra eğleniyorum falan. Ne bileyim görüştüğüm kişiler oluyor. Arkadaşlarımla buluşuyorum, abimle görüşüyorum, Sarp Palaur ya da Sidar Yıldırım’a ziyarete gidiyorum falan. Bu gibi durumlarda eve geldiğim en erken saat 11 oluyor, annem bu durumdan memnun olmuyor. Sonunda dayanamayıp bana bir anahtar yaptırdı ancak şansa bakın ki bana yaptırdığı anahtar, anahtar yuvasında boşa dönüyor ve kapıyı açmıyor.
Zaten kadın cebimden çıkan antik kuntik şeyler yüzünden sinirleniyor sık sık bana, neyi sorsa “Atma ya dursun” diyorum. Fırat gibi oldum iyice “bi’ şey yapılır ki bunla” hesabı. Ama genel durumum biriktirme sanıyorum. Mesela son iki yılda falan alıp yüklediğim her kontör kart üzerinde tarihiyle beraber duruyor, gerçi artık internet şubesinden yüklüyorum, alın işte ne büyük bir değeri oldu şimdi onların. Ondan ziyade seneler öncesinden kalan market fişleri var, mesela onuncu sınıfı bitirdiğim senenin yaz tatilinde yazlıktaki arkadaşlarla mangal yapma amacıyla markete gidip alışveriş yapmışız onun fişi duruyor, aylar önce eski bir bayan arkadaşımla Kadıköyde pek sevdiğim bir çikolatacıya gitmişiz onun fişi duruyor, baktıkça o anla ilgili ilginç şeyler geliyor insanın aklına. Cüzdanımda da kurumuş bir çiçek var mesela, nedensizce taşıyorum onu, arada para çıkarmak için falan açınca gözüme çarpıyor, gülümsüyorum. Hatta bir çılgınlık yapıp ulaşabildiklerimi masanın üzerine yığıp bir resmini çektim, 3G+ özelliği olan yüksek teknoloji ürünü telefonumla fespuka yükleyip oradan alayım yazıya ekleyeyim de onun üzerinden de bir şeyler anlatayım madem =)

Cüzdanımın şeffaf gözünde gözüken Türk bayrağını bir seneden uzun bir süre önce Kadıköy’de Hilal ile gezerken almıştım. Onun yanında eski bir resmin pir parçası gözüküyor. O gözü biraz kurcaladım da neler var, 2 sene kadar önce gelen rahatsız edici aramalardan bıkıp özel numaramı değiştirdikten sonra aldığım ve hali hazırda kullandığım sim kartımın bilgilerinin bulunduğu kart var. Eski dersane arkadaşım Öznur’un kepli bir resmi var, aynı şekilde ortağım Ahmet’in yıllık için çektirdiği artistik bir resmi var. En ilginci 2007 ya da 2008de okulla gittiğimiz adalar gezisinde piknik alanına giriş için aldığımız bilet var mesela =) Sonra onun yanındaki iki küçük şeffaf gözdeki fenerbahçe armasının bulunduğu rozet ve yanındaki jeton, jeton yanlış hatırlamıyorsam 3 sene önceden, rozet de 2den fazladır, orada duruyorlar işte öyle. büyükçekme sahilinde dayımla hava hokeyi oynarken o zamanlar 1 yaşında falan olan kuzenim uyuklamaya başlayınca berabere giden maçı sonraki sefer sonlandırmak için son jetonu cüzdanıma koymuştum, hala orada. Onun haricinde reçeteler görülüyor, geçen sene rapor almak için hastanelere falan gittiğimde verilen ve asla ilaçları alınmayan reçeteler. YGS, LYS ve KPSS için yaptığım ödemelerin makbuzları, E-Devlet başvurumdan sonra verilen belgeler, bayramdaki uçuş için biletim, bankamatiklerden aldığım mini dekontlar, bir gümüş yüzük, alışveriş fişleri, kimliğim, o bahsettiğim kuru çiçek, flash belleklerim, STR’ye kestiğimiz faturanın bir nüshası v.s.
Ve dediğim gibi bunlar bu yığının çok çok çok ufak bir parçası =) Böyle şeyleri saklamayı, bakıp o anlara dönmeyi seviyorum. Geçmişinizde gelip geçen olaylar, kişiler olabilir, bunları sonradan zaman kaybı falan gibi görebilirsiniz ama değiller, her şeyin bir yeri oluyor işte, bunlar hatırladıkça sizi sinirlendirse de, üzse de unutmaktan iyidir, ki genelde mutlu eder, küçük bir tebessüm oluşturur dudaklarınızda, ne gerek var yok etmeye? =)
Nereden nereye getirdim olayı yine ya. Neyse birkaç bir şey daha şaapıp bitireyim madem. Mesela çocukluğumdan beri ilk defa bu kadar heyecanla beklediğim bir bayram var önümüzde. Kurban Bayramı! Bana kalsa kurban olayı dinin kendisinden bile saçma ama toplumcu kişiliğim ağır bastığı için insanların bir vesileyle mutlu olması ve bundan zarar görenler genel olarak insan olmadığı yine de sevindirici olabiliyor. Ondan ziyade, iki senedir tatile çıkmayan bir kişi olarak, uzun zamandır gitmek istediğim yer olan Antalya‘ya gidiyorum bayramda! Bilenler biliyor oraya neden tutkun olduğumu! =) Süprizi kaçmasın, bilmeyenler de ben oradaykenki durum güncelleştirmelerimi ve mobil yüklemelerimi takip etsin, sonrasında da detaylı bir yazı yazarım sanıyorum.
Bu arada, bu Nitro Şehrine gelsin olayı da sürüyor, mini sistemimiz de hazır gibi yakında yayına koyarız, zaten Antalya gezisi de bir nevi Nitro Şehrine Gelsin kapsamında olacak. Ben ilk gün gideceğim, Ahmet 3. günü gelecek, son günün akşamı beraber döneceğiz. Ohoo daha neler neler =)
Geçenlerde Sarp Palaur’un doğum günüydü malum (09.11.10) ona da değineyim kısaca, geceden bir sistem kurduk hayranların kutlamaları için, gelen mesajlar beni de çok sevindirdi doğrusu. O günün akşamında aile içi diyebileceğimiz ufak bir kutlama yaptık; Sarp Palaur, kız arkadaşı, Sidar Yıldırım, Samet Gönüllü, Cuma Sarısaç, sonradan eklenen Uygar abi, Ahmet ve ben olarak. Gerçekten keyifliydi. Çok kısa değineceğim ve beni gerçekten çok mutlu eden, duygulandıran bir konu ise, o günden birkaç gün sonra ameliyattaki bir hastamız için kan ararken Sidar Yıldırım’ı aramam ve sorgusuz sualsiz hastane adını isteyip yarım saat içinde Sarp Palaur ve yine kız arkadaşıyla beraber hastanede olmalarıydı. Siz gerçekten mükemmel insanlarsınız, teşekkür ederim =)
Neyse, yine çok uzattım, oradan oraya atladım. Güncel tutmaya çalışacağım, hepinizden rica ediyorum, lütfen kendinize çok çok iyi bakın =)
Kamuoyuna Duyuru!
27 Eyl
Bir süredir uzağım sizlere. Baya bir mesaj gelmiş yeni yazılar nerede diye. Yazacak şeylerim hep var biliyorsunuz, yazmaya fırsat olmuyor genellikle, bazen de içimden gelmiyor yazmak. Bu başlık biraz ilginç gelmiş olabilir size. Sadece o kadar çok şey geldi ki yazmadığım zamanlarda, insanlar açıklama bekliyor bir nevi. Ben de durumu özet geçeyim dedim.
Son zamanlarda cidden sıkıntılı dönemler atlattım, okul problemi olsun aile problemi olsun. Bu problemli zamanlarda yanımda olduğunu sandıklarım için arkamı döndüğümde ise yoklardı. Bunu söylemekten nefret ediyorum ama yine haklı çıktım ne yazık ki. Bu konuyu daha sonra işleyeceğimi sanmıyorum. Onun için anlatayım bitsin, ben kötü sonuçlar olmaması için yapılmaması gerekenleri sundum, ilgilenilmedi, ısrarla uygulandı ve kötü sonuçlar çıktı ortaya. Kime göre kötü orası tartışılır.
Evet okul problemi dedim, aile problemlerinden kaynaklanan tırı vırılarla kaydolmadım okula. Bu senemi yazılım kurslarında sürterek ve çalışarak geçireceğim. Henüz kursa başlamadım, haftada 6 gün çalışıyorum, sabah 7de kalkıp yola çıkıyorum, gün içinde yaklaşık 3 saatim yolda geçiyor zaten. Yorucu bir hayat oldu iyice, ama uzun vadeli planlarım için katlanmam gereken durumlar var.
Web tasarım işlerine gelince, şu an elimde bir kredi kartı borç kapatma sitesi için bir proje var, onu halledip ufaktan geri çekmeyi planlıyorum kendimi. Bunu sosyal platformlarda duyurmuştum, işi bıraktığımı falan düşünüp mesaj atanlar olmuş. Ama hayır, bu benim mesleğim ve bu yolda ilerleyeceğim biliniyor, sadece daha düzgün ve planlı ilerleyebilmek için kısa bir ara veriyorum. Kafamdaki şeyleri düzgün bir plana uydurmalıyım öncelikle, bu şekilde çok karışık oluyor ve düzgün bir şey çıkmıyor. En sevmediğim şey plansız, programsız, bodoslama hareket etmektir. Ne yazık ki hayatım iyice o hale büründü son zamanlarda. Bunun için zamana ihtiyacım var. Kesinlikle bırakmıyorum, daha iyi olabilmek için ara veriyorum.
Bu arada ne yapacağım konusuna değinecek olursak, dediğim gibi planlamalar yapacağım, kafamdaki projeleri oturtacağım yerine. Ve tabii ki geliştirmeye devam edeceğim, işi bırakmıyorum yani, sadece arka planda çalışacağım. Benimle gurur duymaya devam edebilirsiniz =)
Değinmek istediğim bir diğer nokta facebook arkadaşlık davetleri. Arkadaşlar, davetlerinizi kabul etmiyorum haklısınız, kişisel olarak tanımadığım kişileri listemde bulundurmadığımdan bu. Lütfen mesajlarınızı ona göre yazın. Ben kimseyi hava yaptığım için geri çevirmiyorum. Aksine çalıştığım insanlar üzerinden bana ulaşıp yakın olmaya çalışanlardan uzak durmaya çalışıyorum. Sırf görülüp iyice açığa çıkmaması için web sitelerim bölümünden alt yapılarını yaptığım siteleri kaldırdım. Yine de hayran sayfalarında falan etiketli olduğum video ve resimlerden ekleyenler oluyor, bu arkadaşlar bana kızmasın, iletişime geçmek isteyenler mail atabilir. Ama inanın sohbet üzerinden “Selam naber? (:”lere verebilecek ne zaman ne de kafa kaldı bende. Msn adresimi isteyenler oluyor, msn kullanmadığımı belirtiyorum üstelik her seferinde. Tamam bir adresim var ancak iş görüşmeleri için falan kullanıyorum genelde. Bu davranışlarım kendimi çok yukarıda görüp insanlardan kaçtığımdan değil. Anlayış göstermenizi rica ediyorum.
Öte yandan mart ayından bu yana gereksiz sebeplerle uzak kaldığım insanlar oldu, onların hepsinden tek tek özür diliyorum. Özellikle eski sınıf arkadaşlarımdan. Onlar bana kızgın değil belki ama ben mahcup hissediyorum onlara karşı. Herkesle iletişime geçip düzeltiyorum araları. Ayrıca twitter hesabımdan benden habersiz engellenen kişiler olmuş. Fark ettiklerimi düzelttim ancak gözümden kaçanlar varsa bana ulaşmaları yeterli olacaktır.
Osmantan Erkır Bey ile görüşmelerimi sadece yakın çevreme duyurmuştum aslında, ama buradan da biraz çıtlatırsam sorun olmaz sanıyorum. Detay veremeyeceğim ama güzel projeler var diyebilirim, güzel bir gelecek de görüyorum aslında bu durumda. Dediğim gibi çok bahsedemeyeceğim, zamanla benden olmasa da bir şekilde duyarsınız zaten =)
Hepsinden de öte, geçirdiğim sıkıntılı dönemlerde hiç beklemediğim kişilerden hiç beklemediğim destekler gördüm. O kişilere de çok teşekkür ederim. O kişiler kendilerini bilmiyordur bile belki ama edilen her cümle çok iyiydi benim için. Son altı aydır zamanda gereksiz tavırlarla tek bir şeye yöneldiğimden sizlerle ilgilenememişin, kafamı kaldırdığımda benimle ilgilenen onlarca kişiyi fark ettim tekrar. Her birinize sonsuz teşekkürler.
Bu arada, yeni bir sapık edindim diyebilirim. Bu kişi hakkımda densiz şeyler yayıyormuş etrafa ve aynı kişi olduğunu sandığım bir şahıs da özellikle formspring üzerinden densiz şeyler ulaştırıyor bana da. Kimse bu insan çekinmeden konuşabilir benimle. Benimle ne derdi varsa benimle çözebilir. Ben zaten bu gibi insanların savurduğu tehditlere alışkınım, sadece bu kişinin kim olduğunu ve onu bu kadar zedeleyecek ne yaptığımı merak ediyorum artık. Çünkü ben eminim ki kimseyi üzecek davranışlarda bulunmam. İnsanların mutluluğuyla mutlu olan bir insan olarak çevremdeki herkes gülümsesin isterim. Kime ne yanlış yaptıysam özür dilerim. Hatalarımı sunduğunuzda kabullenirim. Ama lütfen benim hakkımda söylediklerinize dikkat edin.
Özel hayatım en çok sorulan konulardan biri. Hayatımda kimse yok arkadaşlar. Birileri yeni birisi varmış diye yaymış, hayır direk bildiriyorum ki öyle bir durum yok. Şu aralar içinde bulunduğum yoğun tempo nedeniyle de düşünmüyorum zaten. Bir bayana yeterli ilgiyi gösterebilecek zamanım yok ne yazık ki. Görüştüğüm insanlar arkadaşlarımdır, bu durum abartılmazsa sevinirim. Ve ayrıca, özel hayatımla ilgili tutumumda eskiye dönüyorum. Yani yeni biri olsa da bunu duyuracağımı sanmıyorum. Bu konu da açığa kavuşturulduysa artık sorulmamasını rica ediyorum.
Sosyal platform hesaplarım ayrı bir başlık konusu, şu anda kullandığım bir çok sosyal platform var. Bunlardan başlıcaları twitter ve facebook. Onun haricinde formspring, ask.fm, myspace, hellotxt, friendfeed, flickr gibi platformlarda da bulunuyorum. Kullandığım bir sistem sayesinde durum güncelleştirmelerim 2 adet twitter hesabıma (@pumax34, @uarici), facebook profilime, myspace profilime ve friendfeed profilime iletiliyor. Onun için beni facebookda ekleyip de kabul edemediklerime sesleniyorum tekrar. Facebook üzerinden arkadaşım olmanız twitterda takip etmekten fazlasını kazandırmayacak size. Hepsi eş zamanlı işliyor zaten, beni takip etmek isteyenler için her imkan var diyebilirim.
Uzun vadeli projelerim ne yazık ki henüz size anlatamayacağım durumda. Ancak şunu söyleyebilirim ki, hayalleri hep en üst seviyede biri olarak, kurduğum planlar doğrultusunda hareket edebilirsem gerçekten çok güzel şeyler olacak. Bu projelerden birini sunabilirim sanıyorum ufaktan, daha önce bir internet serisi yazacağımı duyurmuştum. Bunun için basit bir temel kurup ve destek aldığım insanlarla bir şeyler inşa etmeye başladım. Hatta aklımda planladıklarımın bir özeti olarak, size de ipucu olması açısından şunu paylaşabilirim : “Bugün ilk cinayetimi işledim. Kurbandan daha çok korku hissettim. Ama o benim kadar zevk almıyordu olanlardan.” İşte bununla ilgili size iletebileceklerim şimdilik bu kadar. Köklü ve sağlam bir proje olmasını umup yanımda olanlara ve desteklerini esirgemeyenlere çok teşekkür ediyorum.
Son olarak, ben gizemli ve esrarengiz bir insan değilim, sadece aşırı bilinmişlikten hoşlanmıyorum. Dediğim gibi hiçbir şeyden kaçmıyorum. Şu ana kadar kötü durumda olduğunu fark edip de yardımcı olmadığım insan yoktur sanıyorum. Varsa eğer özür dilerim, fark edememişimdir. İnsanlara yardımcı olup onları mutlu edebilmek beni en çok mutlu eden şey diyebilirim. Yaptığım hiçbir şey için pişman değilim. Olmam da. Hayat pişmanlıklarımıza vakit ayıramayacak kadar hızlı geçiyor ve bir şeylerin sizi bulması için sadece bekliyorsanız geleceğiniz tamamen karanlık. Yeteneklerinizi keşfedin, neler yapmak istediğinize karar verin ve kendi yolunuzu çizmeye başlayın.
Bu sıkıcı yazıyı okuduğunuz için teşekkür ederim.
Unutmayın, mutlu olabilecek onca şey varken, mutsuz olmak için çaba harcamayın.
ÖSYS Sonucum!
13 Ağu
Ohh be sonunda bitti dedirten haberlerden biri daha. Çünkü YGS sonrası, LYS sonrası falan da aynı şeyi dedik, hatta tercihleri yaparken de. Şimdi sonuçlar geldi nereye yerleştiğimizi gördük yine sonunda bitti diyoruz ama daha bunun kaydı kuydu var. Sonra okul başlar, bilmem ne. Yani asla bitmeyecek ama birini daha atlattık diye sevinelim bari. Bugün açıklanacağını ile bilmiyordum, annem söylemişti de inanmamıştım. Sonra dayımlar hatırlattı, yine TC Kimlik numaramı bir yere yazıp panoya kopyaladım, site sorgulamaya imkan tanıdığı anda ctrl+v ile yapıştırıp kontrol ettim. İşte sonucum :
ÖSYM
2010-ÖSYS Sonuçları
Sonuç Açıklama Tarihi: 13 Ağustos 2010
| T.C. Kimlik Numarası | 1*********0 |
|---|---|
| Adı, Soyadı | MEHMET UĞUR ARICI |
| Yerleştiği Yükseköğretim Programının | ||
|---|---|---|
| Adı | KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL) | |
| İLETİŞİM FAKÜLTESİ | ||
| YENİ MEDYA (%50 BURSLU) | ||
| Kodu | Tercih Sırası | Yerleşme Türü |
| 2141915 | 03 | GENEL |
| Puan Türü | Yerleşme Puanı | |
| TS-1 | 357,817 (0,12 AOBP’Lİ) | |
| Kayıt Tarihi | 31/08-07/09/2010 | |
| Kayıt Adresi | KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ KADİR HAS KAMPÜSÜ CİBALİ-FATİH | |
| İSTANBUL | ||
2E1S1:81269
Resmen tercihlerin son gününde düzenleme yaptığım yere yerleştim. Yeni Medya bölümünü son anda fark ettim biraz araştırıp bana uygun olduğunu düşündüm ve düzenleme yapıp tercihlerimin ilk sırasına tam burslusunu, 3. sırasına da %50 burslusunu yazdım. 3. tercihime yerleşmişim. Sevinmedim diyemem. Bakalım neler olacak
LYS Sonucum
15 Tem
YGS Sonucumu duyurmuştum, LYS her ne kadar beklediğim gibi olmasa da onu da duyuracağımı söylemiştim işte duyuruyorum. Malum, bugün açıklandı. Ben yine YGS’de yaptığım gibi TC Kimlik numaramı bir kenara yazıp kopyaladım, http://lys2010.osym.gov.tr adresinde bir bekleyişe geçtim. Resmen yine hiç beklemediğim halde heyecan hissettim, sürekli F5 yaparak yeniledim sayfayı. Son saniyelerde emin olmak için tc kimlik numaramı tekrar kopyaladım, ve sonraki yenilememde sistem saati 10:29:58di, biraz bekleyip tekrar yeniledim, form karşıma geldi, direk yapıştırıp sonucu aldım.
Aslında pek problem etmiyordum ama böyle de beklemiyordum, tamamen umduğumdan da beter bir sonuç diyebilirim. Çok mu kötü? Hayır değil belki ama en azından daha iyi bekliyordum. Neyse, haydi bakalım hayırlısı daha neler göreceğiz. Yarın Bilgi Üniversitesine gidip yetenek sınavlarıan bakınacağız falan ortaklarımla. Hee unutmadan, işte puan sonuçları:
Puanlarınızın hangi üniversitelere uygun olduğunu öğrenmek için tıklayın!
| SINAV PUANLARI VE BAŞARI SIRALARI | YERLEŞTİRME PUANLARI VE BAŞARI SIRALARI | |||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| ALANINDA | ALAN DIŞI | EK PUANLI | ||||||||
| PUAN TÜRÜ | PUANI | BAŞARI SIRASI | PUAN TÜRÜ | PUANI | BAŞARI SIRASI | PUANI | BAŞARI SIRASI | PUANI | BAŞARI SIRASI | |
| YGS-1 | 269,031 | 0311329 | Y-YGS-1 | 323,636 | 0294044 | 312,715 | 0306240 | — | — | |
| YGS-2 | 247,996 | 0329501 | Y-YGS-2 | 302,601 | 0300283 | 291,680 | 0324503 | — | — | |
| YGS-3 | 351,089 | 0139836 | Y-YGS-3 | — | — | 396,239 | 0149114 | — | — | |
| YGS-4 | 350,204 | 0116894 | Y-YGS-4 | 406,641 | 0115425 | 395,354 | 0125460 | — | — | |
| YGS-5 | 340,222 | 0183280 | Y-YGS-5 | 397,733 | 0171597 | 386,231 | 0186959 | — | — | |
| YGS-6 | 304,888 | 0270317 | Y-YGS-6 | 362,399 | 0244599 | 350,897 | 0267147 | — | — | |
| MF-1 | 204,041 | 0342408 | Y-MF-1 | 258,646 | 0319590 | 247,725 | 0331702 | — | — | |
| MF-2 | 185,391 | 0350634 | Y-MF-2 | 239,996 | 0321546 | 229,075 | 0336785 | — | — | |
| MF-3 | 189,395 | 0333598 | Y-MF-3 | 244,000 | 0308970 | 233,079 | 0322444 | — | — | |
| MF-4 | 200,698 | 0337835 | Y-MF-4 | — | — | 244,382 | 0327321 | — | — | |
| TM-1 | 285,328 | 0191837 | Y-TM-1 | 342,839 | 0192223 | 331,337 | 0194196 | — | — | |
| TM-2 | 298,152 | 0154393 | Y-TM-2 | 355,663 | 0158116 | 344,161 | 0159287 | — | — | |
| TM-3 | 313,635 | 0118681 | Y-TM-3 | 371,146 | 0122935 | 359,644 | 0123692 | — | — | |
| TS-1 | 312,667 | 0077970 | Y-TS-1 | 369,104 | 0066942 | 357,817 | 0077055 | — | — | |
| TS-2 | 324,657 | 0083414 | Y-TS-2 | 381,094 | 0074365 | 369,807 | 0084891 | — | — | |
| DİL-1 | — | — | Y-DİL-1 | — | — | — | — | — | — | |
| DİL-2 | — | — | Y-DİL-2 | — | — | — | — | — | — | |
| DİL-3 | — | — | Y-DİL-3 | — | — | — | — | — | — | |
| Adayın 2009 Yılında Yerleşme Durumu | YERLEŞMEDİ |
|---|
Çünkü ben Uğur Arıcıyım!
13 Tem
Biliyor musun Uğur dedim kendi kendime. Biz aslında sadece, sadece sen ve bendik. Ben ve Uğur, yani sen ve ben işte.
Her şeyimi sana danıştım, çünkü baya baya takılıp üzerine düşündüğüm noktalarda en mantıklı cevaplar seninkilerdi, ki bir çok kere de ancak sana güvenebileceğimi görmüştüm. Bu, beni şanslı kılmandan çok, hiç değilse ölüme götürmemendendi sanıyorum. Ki büyük ihtimalle bu bana ihtiyacın olduğundandır, tek kişilikli bir deli kimsenin işine yaramaz, ben seni def edemem, sen beni yok edemezsin. Zaten bizi kimse kabullenmiyor, kabullenemez de. Onun için Uğur, bunu aklından çıkarma. Biz aslında sadece sen ve ben olacağız, diğerleri aynı gemide yol aldığımız yolcular. Ve fark ettim ki çoğunu deniz tutuyor bunların. Başta “ben iyiyim” diye avutuyorlar hani bizi, kimisi abartıp “Uğur Arıcı ile seyahat etmek benim için bir onurdur” diyip cılız bir gülümseme sergiliyor, bazısı köpürüyor, altımızdaki deniz gibi. Kimisi fırtına halindeki denizden çalkantılı, kimisi fırtına sonrasından daha çarşaf. Onların çoğu da kirli çarşaf. Beyoğlunun arka sokaklarındaki üçüncü sınıf bir motelin güneş görmeyen bir odasındaki haftalardır, belki de aylardır değiştirilmemiş bir çarşaf gibi. Odaya girdiğiniz anda anlarsınız bunu ama motel sahibi ısrarlıdır temiz olduğuna dair, odadaki düşük miktarda loş ışık lekeleri birer gölge oyunlu olarak yutmanıza bile sebep olabilir. Ama çareniz yoktur artık, ne kadar kirli olursa olsun vücudunuz en savunmasız haliyle o çarşaflardadır artık.
Deniz, deniz diyorduk. Çarşaf gibi denizler, özlem dolu bakışların fırlatıldığı ve en ufak hareketinde kocaman bir beklenti dalgası uyandıran denizler. Gerçekleri yutan, yalanları gizleyen denizler. Denizler…
Sadece karalar arasındaki sonsuz su molekülünü barındırmazlar, en büyük umutları barındırırlar içlerinde. Çünkü, her yere ulaşır onlar, az önce kıyına vuran dalga kim bilir hangi kıyılardan sekti daha önce? Acaba kaç kişi beklenti dolu kalbini açtı o dalgalara? Kimlerin izlerini taşıyor, kimlerin ağıtlarını sürükledi sana, kimlerin aşk şarkıları, kimlerin göz yaşları…
Derinde, çok derinde çok farklı şeyler var Uğur, çok gereksiz görünenleri irdelemek bizi her zaman “gereksiz konuşan” olarak gösterse de değindiğimiz detayları kullanarak göreceliliği kendi yararına kullanan insanların varlığını bilmek huzur verici değil mi?
Hep mutlu olsunlar istedik, tanıştığımız insanlar, tanıdığımız insanlar, bizi tanıyan insanlar bir şekilde mutlu olsun istedik. Onlara bu mutluluğu sağlamak için çok kere kavga ettik seninle, tabii ki ikimiz de mutlu olmalarını istiyorduk, sadece nasıl mutlu olacakları konusunda tartışmalarımız vardı. Şimdi dönüp baksak, kim mutluydu, eğer mutlularsa, hangimizin seçtiği yol doğruydu. Şimdi hangisi doğru ? Doğru yaptığımız ne vardı? Bunlar kime göre doğruydu?
Ne olursa olsun, gerçek bir gülümsemeyi ancak birileri gülünce sergileyebiliyoruz diye, onlar gülene kadar ağlamak doğru muydu? Bizi ağlatan herkesin asıl niyetinin o olmadığına odaklanıp, hiçbirine daha kızmadan affetmek doğru muydu? Yardım istiyorlar diye işimizi gücümüzü bırakmak, yapılmamış işin faturasını fazlasıyla ödemek doğru muydu?
Biliyor musun, birileri mutlu olduğu sürece doğru olduğuna inanıyorum hâlâ. İşte asıl sorun orda. Yaptıklarımızla mutlu edebildiğimiz kaç kişi var? Ya da birileri var mı? Onları mutlu etmemizle, etmeye çalışmamızla ilgilenen birileri var mı? Bizim borçlu hissettiğimiz onca insana karşın, bize karşı suçlu hisseden birileri var mı? Niye değer verdikçe değersiz olduk mesela? Değerli hissettirdiklerimiz bunu düşündü mü hiç? İstenilenleri, hatta içten içe istenilip dile getirilemeyenleri gerçekleştirmeye çalıştık hep, Uğur ve ben, ama hep göze battık, sen ve ben, hep kalabalık, hep gereksiz, hep suçlu olduk. Bazen güçlü, bazen güçsüz ama genelde güçsüzün yanında, onun da haklarının, haklı olduğu yönlerinin açığa çıkarılması için uğraştık.
Değer verdik, ne kadar değer gördük? Bu iki zihniyeti tek bedendeki çatışmalarından sıyırmaya çalışıp dışarı yansıtan tek bir ağzımız vardı ve bu ağız genelde sevilmeyen sözler sarf etti. “Seviyorum” derken bile şüphelendi herkes. Nerede ciddi olduğumuzu asla anlayamadılar çünkü. Onun için birbirimize hep sorduk, “neden?” diye.
Neden böyleydi insanlar? Neden tutarsız? Neden duyarsız? Niye her kural benim aleyhimde? Her sevgi benden uzak? Neden her bakış aşağılayıcı, her söz kırıcı? Neden her yardım tuzak dolu, her yarın karanlık? Peki neden benim değindiğim noktaları değersiz görüp atlayan insanlar, yeri geldiğinde onlara bile sonsuz önem gösterirken ben hep önemsiz oldum? Ve en önemlisi, neden ben (biz ‘Uğur ve ben’) olduğumuz gibi kabullenilemedik?
Tamam itiraf ediyorum, tabii ki bu bol “Neden?” içeren sorgulamaları yapan tek kişi ben değilimdir, ancak cevap aramaktan vazgeçen tek kişi ben olabilirim. Uğur bunu fark etmemi sağladı. “Ne yapıyorsun?” dedi, “İşte buradayım ya. Benden daha iyi bir sebep mi arıyorsun? İnsanlar bizi kabullenemiyor, çünkü ben varken sen daha fazla düşünüyorsun, daha fazla yer kaplıyorsun böylece onlar için daha fazla sorun oluyorsun. Çünkü sen, bensin. Cevap aramaktan vazgeç!”
Haklıydı, itici ve rahatsız edici olmam normal, kabul edilemeyen olmam normal, daha önce de dediğim gibi ben farklıyım, ben Uğur Arıcıyım. Sevmediklerinize sahip olan, sevmediklerinizi seven, sevmediklerinize değer veren. Sorunlarınızı dinleyen ama sorunlarını bir türlü dile getiremeyen benim mesela. Genelde karşılık beklemeden değer veren ama mutlu olabilmek için de ona değer veren birkaç kişiyi kaybetmek istemeyen de benim. Çünkü ben Uğur Arıcıyım, kimsenin anlayamadığı çocuk, bazen kendisinin bile! =)
![Bunaldım. Ev Çok Havasız. [Uğur Arıcı] Bunaldım. Ev Çok Havasız. [Uğur Arıcı]](http://ugurarici.com/blog/wp-content/uploads/bUuu19tK1.jpg)
