Lüzumsuzlukların adamı :)
Bugün
Nefes’deki “Yaralı Terörist Kadın” Tiyatro Öğretmenimmiş!
22 Oca
Evet, gördüm ve şok oldum diyebilirim. Sonra kendime kızdım, sinirlendim biraz nasıl farkedememişim ki diye. O film vizyondeyken üç kere gitmiştim aslında.
Neyse konuya biraz açıklı kgetirmeliyim sanıyorum;
Genelde olduğu gibi yine bir bağlantıya tıkladım ve ordan oraya sürüklendim. Sonunda flash tabanlı oluşturulmuş bir diş sağlığı sitesine kadar geldim. Gülümseyen insan fotoğraflarını görünce ilk okuldaki (7. sınıf) tiyatro öğretmenim geldi aklıma. Kendisi Colgate reklamının müdavimlerindendi. Evet, Banu Çiçek çok sevdiğim bir insandır, güleryüzlülüğü, sevecenliği, tiyatroya olan bağlılığı ve bildiklerini yeni yeteneklere aktarma şevkiyle aklıma kazınmış nacizane bir insandır. Neyse, direk sitesini bulmadım tabi. İşte asıl ilgnç olaylar serisi burada başlıyor. Dediğim diş sağlığı sitesi (yanılmıyorsam can-dis.com) hoş bir site gibi göründü gözüme ve yapımcısına bakmak istedim. En altta ync logosuna tıkladım ve ilgili siteye gittim. referanslara bakmaya başladım girer girmez (bunu her tasarımcının sitesinde yapıyorum, eğer siz de bir tasarımcıysanız sizin sitelerinizi de incelemiş ve çaktırmıyor olabilirim) ilerledikçe şaşırtıcı ve başarılı çalışmalar gördüm. can-dis.com da n çok daha fazlası vardı referanslarda. En basit örneği (daha doğrusu aklımda şu an sadece o kalmış) Deniz Çakır Resmi Web sitesi, ya da şöyle diyelim; halkın tanıdığı ismiyle Ferhunde karakterini canlandıran oyuncunun resmi web sitesi (evet yılann olan). Tasarımcıyı gayet sevmeye başlamıştım, ve bir kaç dakika (belki de saniyedir) o şaşırtıcı şeyle karşılaştım. Resmen Banu Çiçek Resmi Web yazıyordu ve fare işaretçim bir an için öylece asılı kaldı. Web siteleri sağdan sola doğru düzenli bir akış içerisinde olduğundan gözden kaybetmeden tıkladım üzerine.
Evet gerçekten o, banu Çiçek, gayet benim tanıdığım, hatırladığım haliyle, tiyatro öğretmenim. bilmiyorum, belki o hâlâ onunla tanıştığım okula gidip geliyordur, orayla bağlantısı vardır ancak ben 7. sınıfın sonunda oraları terk etmiştim resmen (zaten 7. sınıfın başında gitmiştim ya, neyse) O zamndan beri herhangi bir iletişimim yoktu sevgili öğretmenimle, televizyondan onu izlemem dışında tabi.
Hemen mesaj bölümüne girip bir şeyler yazdım, mail adresimi verdim. Umarım geri dönüş yapar. Sonra sitede dolaşmaya başladım, resimler öylece bir bakış atıp geçtim, gözüm “Duyurular”a takıldı. Tıkladım ve öğretmenimin tiyatro eğitimi vermeye devam ettiğini gördüm, öğrencilerine sesleniyordu duyurular bölümünden. Aşağıya doğru “Nefes” filminin dvdsinin çıktığı duyurusu yer alıyordu, bu haber ilgilii alanın en sonundaydı, biraz aşağıya doğru çektim sayfayı ve ikinci bir şok geçirdim. “Nefe filminde terörüst kadını oynayan Banu Çiçek…” li bir şeyler yazıyordu. Hızlıca resimler bölümüne döndüm ve Sahne – Set bölümündeki resimlere baktım, dikkat edince hemen tanıdım (ya da bildiğimdendir belki). Hemen orada kendimi kınadım, o filmi vizyondayken üç kere izlememe rağmen öğretmenimi tanıyamamıştım.
Tamam, açıkçası filmde canlandırdığı karakteri sevmemiştim, nefret etmiştim, ki karakterle ilgili düşünceleri hâlâ aynı ama öğretmenim o benim. Sanırım yazıdan çıakrmak istediğim sonuç bu : “Nefeste terörist vardıya hani kadın, komutan yaralayıp alıyodu falan, işte o benim öğretmenimdi oğlum. Biz onun yönetimiyle Ah Şu Gençler, Vah Şu Büyükler gibi tiyatrolar sergilemiştik.”
Her şeyi kabullenince “Lan keşke koparmasaydım bağları, bak şimdi Nitro Web olarak biz yapardık belki de resmi sitesini yaa” gibi şeyler geçirdim aklımdan. Gezinti sırasında açtığım onlarca sekmeden işime yaramayanları eleyerek tek tek kapatırken tesadüfler zincirinin bir kaç dakikada neleri farketmemi sağladığını gördüm… Ve şaşırdım… =)
İyi geceler =)
İş Başında Uyuklamak
21 Oca
Evet, bunu yaptım. Hem de çok değil yaklaşık yarım saat önce. Hard diskinde problem olan bir bilgisayar gelmişti, onunla uğraşıyordum. Her zamanki gibi çok sevdiğim UFOm, yanımda turuncumsu ışık dalgalarıyla ısıtıyordu beni. Bilgisayarın işini çözmüş, işletim sistemi kurulumunun tamamlanmasını beklerken kollarımı masama koyup kafamı üstüne devirdim Elimde 4 gb kapasiteli flash belleğim vardı (kaybettiğim değil, o hâlâ kayıp ve ümidi kestim. Bu başka, bu yeni). Gitikçe mayıştım, uyuyabileceğimi farketim ama önlem olsun, kendimi yiirmeyeyim diye flash belleğimi avcumun içerisinde iyice sıktım. Ne işe yarayacaksa sanki. Neyse, kurtuluşu yok tabii ki. Uyudum… Ama flash belleğim elimden düşünce çıkan sesle uyandım, baktım ki bilgisayar beklediğim aşamaya gelmiş. Flash belleğimi yerden aldım, ufonun seviyesini düşürdüm ve çalışmaya devam ettim. Sonrasında 3-4 tane modem denedim aynı yerde, ayağa kalktığımda sıcaklık direk yüzüme vurduğundan bu sefer komple kapattım ufoyu.
Şaka maka, iyi alet bunlar. Işıkla ısıtyıor, havayı kurutmuyor Havadaki nemi söküp almayınca dudağınızı falan da kurutmuyor tabi. Ohh, miss. Dükkanda iki adet ufomuz var, soğuk giren kapılarımızın aksine dükkanın en arkasında. Tüm gün yanıyorlar ama içerisini çok hafif ılıtmaktan ileriye gidemiyorlar. Ya harbiden koskocman bir dükkanımız var. Arada destek olması için klimayı bile açtığımız oluyor.
Neyse işte, yazıdan çıkarılması gereken ana fikir : Sıcak uyutur.
Yoğunum, Yoğunsun, Yoğun!
21 Oca
Merhabalar;
Sanki asırlar olmuş bloglamayalı. Sağda solda açtığım farklı faklı bloglara bir şeyler karalıyorum ama kendi blogum gibisi yok. Eh, 2009 yılı boyunsa sadece iki kez bloglamış olsam da bu sene farklı olacak. Ama belirttiğim gibi işte, sürekli bir yoğunluk içinde hissediyorum kendimi. Kafamda bir şeyler çiziyorum, sonra bir bakıyorum ki daha yarısı bitmeden gün bitmiş. Obaa, ee daha bu bitmedi, bir de bundan sonra işimiz gücümüz vardı. ne oldu? Cacık işte.
Hep bir şeyler çıkıyor resmen, kafamda planladığımı net olarak gerçekleştirebildiğim durumlar da var tabi ama hayata yetişemiyor gibi hissediyorum kendimi. Sanki dünya tamamen soyut geliyor bazen bana. Hatta bazen, soyut dahi olamayacak kadar imkansız…
Neyi, nerede, nasıl aklıma getirmeliyim bilmiyorum, ama her şey, heryerde, herzaman geliveriyor aklıma, kafa yoruyorum üstünde, resmen kendimle tartışıyorum. Bir şeyler çıakrıyorum bu tartışmalardan. “Ahh be” diyorum sonra, “bunu bloglasam ne güzel olur.” Ama dediğimle kalıyorum işte. Sık sık “Tmama lan, bu sefer tamam, artık düzenli blogluyorum oğlum.” diyorum fakat ya unutuyor ya da üşeniyorum. Ama sanırım o gün bu gün sonunda.
21 Ocak iki bin on. Aslında güne yeni girdik diyebiliriz, saat 03:06. (Ya benim bu saatte burada ne işim var, yarın dükkana gideceğim. kafayı yedim sanıyorum ya!) Artık blogluyorum ama olay budur.
Şu sıralarda pit10.org kodlamasıyla uğraşıyorum. Saolsun ortağım Ahmet Faruk Kara tasarımı attı, ben de kesiyorum biçiyorum php gömüp dinamik bir sistem haline getiriyorum. Sistemin ağırlıklı kısmı tamamlandı, ufak tefek görsele daaylı düzenlemeler ve son bir kaç bölüme php dokundurması kaldı.
İşte en basit örneği, ben sürekli “bugün bitiririm o sistemi” diyorum fakat beceremiyorum. Bir şeyler çıkıyori bir şeyler engel oluyor. Bir şeye takılıyor kafam, küçücük bir şeyi o kadar dert ediniyorum ki onu çözene kadar aşırı süre harcıyorum.
Neyse, sanıyorum yakın zamanda bitecek ve çalışmalarım kategorisi altında, pit10.org’u haklı gururuyla sunacağım.
İyi geceler (ya da günaydın) =)