Merhaba kadın;

Günaydın sana, ya da iyi geceler. Artık bunu ne zaman okuyorsan.

Ben yine geceleri yazıyorum, sabahları fırsatım olmadığından değil, artık içime ne zaman doğarsa sözcükler o zaman döküyorum buraya, etkileyemiyor kimse, nasılsa öyle çıkıyor; benim sevdiğim gibi.

Bazı geceler beraber gittiğimiz kulübe  gidiyorum hala, bizden başka değişen pek bir şey yok, bilirsin sapa bir yerdir orası, geleni gideni bellidir, ama sen dikkatimi dağıtmadığından her şeyi fark eder oldum orada, kimin kaçta girip kaçta çıktığını, nasıl dans ettiğini, ne içtiğini biliyorum artık. Ben hala beraber içtiğimiz o kokteylden içiyorum, ama portakal suyu olmadan ve biraz daha sert; benim sevdiğim gibi.

Beraber yürüdüğümüz yolları yürüyorum yine, eski mahallemden bir hayli uzağa taşınsam da adımlarım hala o sokaklarda, kulaklığımı takıp biz beraberken çıkan albümlerden şarkılar dinliyorum, bir hayli eskimişler. Sen yanımda olmadığından kaldırımlara sığabiliyorum artık, kaldırımın dar kısmı bitsin de tekrar yanından yürüyebileyim diye acele de etmiyorum, lakin adımlarımı sana uydurmadığımdan yürüyüşüm pek de yavaş değil. Kulaklığın teki sende olmadığından, dışarıdan hiçbir şey duyamıyorum, ve çalan şarkıyı gözlerine bakıp mırıldanamadığımdan tek başıma haykırarak söylüyorum; benim sevdiğim gibi.

Kasti olarak denk getirmiyorum ama, ilk çıktığımızda gittiğimiz kafeye sık gider oldum bu aralar, denize bakan köşedeki masamız ne zaman gitsem boş, sanki ömür boyu bize rezerve edilmiş gibi, sanki ömür boyu benimle kalacakmışsın gibi… Senin pek haz etmediğin arkadaşlarımdan biri yanımda olursa tavla da oynuyorum, ama artık zar tutamıyorum, diğer elimle elini tutmuyorken beceremiyorum sanırım. Yerini kimse doldurmasın diye bir nargile söyleyip oraya koyuyorum, elimden bırakmıyorum. Ama artık hep elmalı söylüyorum nargileyi; benim sevdiğim gibi.

Artık gözlerime bakan kimse olmadığından, göz altlarımdaki karartıları dert etmiyorum. Çoğu gecemi çalışarak, kodlayarak geçiriyorum. Uyumazsam uyumayacağını söyleyen kimse olmadığından kendi rekorumu kırdım. Üst üste üç gece uymadım, bu dördüncüsü. İşteyken verimim düşüyor tabi ama toparlamak için çok sık kahve tüketir oldum. Senin tabirinle zehir gibi içiyorum kahveyi, sütsüz, şekersiz, tatsız tuzsuz bir şey yani; benim sevdiğim gibi.

Fırsat buldukça kitap okuyorum hala, eskisi kadar hızlı değilim korkarım. Bana getirdiğin bazı kitaplar ilk günkü gibi duruyor raflarda. Onları açmaya korkuyorum, sen kokarsın diye, içinden sen çıkarsın diye. Duygusal satırlar midemi bulandırır oldu, senin safsata dediğin felsefi kitapları okuyorum sürekli. İlk okuyuşta anlaşılmayan, okuduktan çok sonra onlarca anlamı keşfedilen, düşünülenin çok ötesine götürüp soyutlukları somutlaştıran kitaplar; benim sevdiğim gibi.

Yemek yapmaya devam ediyorum, pek boş vaktim kalmasa da, eskisine göre daha fazla zaman geçirir oldum mutfakta. Parmaklarımı kesmeden etleri kesebiliyorum mesela, ve belki de kendimi terbiye etmeyi asla becerememişken, uygun sosu hazırlayıp terbiye edebiliyorum onları. Az pişmiş etlerin daha lezzetli olabildiğini keşfettim. Değişik baharat karışımları denemeye devam ediyorum, hoşuma gidenleri not ediyorum. Romantik bir masa kurmak gibi bir endişem olmadığından görsel açıdan biraz gerilemiş olabilirim, bir de tek kişilik yemeklerim artık bir hayli tuzsuz; benim sevdiğim gibi.

Artık kimse oturup saatlerce dinlemiyor beni, bilirsin becermem anlatılacakları kısa kesmeyi. Her detaya değinirim, çünkü bence detaylar olmasa sonuçlar çok farklı olur. Belki de o yüzden takıntılıyım bu kadar. Sonuca giderken değinilmesi gereken detayları es geçmek ondan canımı sıkıyordur. Yine de, kimse dinlemese bile kendi kendime anlatıyorum her şeyi, her detayı, en küçük noktaları; benim sevdiğim gibi.

Kısacası kadın; pek değişmedim ben, nasıl bıraktıysan öyleyim. Bir daha asla yatıya misafir gelmeyecek bir evin misafir odası gibi. Bazen birileri gelip tozumu alıyor, bir de artık içimdekiler benim istediğim gibi konumlandırılmış durumda. Kitaplığın çevresinde iğrendirici bir televizyon bulunmuyor mesela, canımı daha fazla sıkmasın diye resimler de indi raflardan. Pek elektrik faturası ödemiyorum, zira içerisi pek aydınlık değil, jaluziler hep kapalı; benim sevdiğim gibi.

Umarım sen de değişmemişsindir; en sıkıntılı anlarda insanın içini ısıtıyordur sesin, içinden çıkılmayacak problemleri katlanabilir kılıyordur sözlerin, yüzün gülmese de gözlerin gülüyordur hala; benim sevdiğim gibi.